4 Temmuz 2024 Perşembe
- sesinakmaz
- 6 Tem 2024
- 11 dakikada okunur
Merin uyandığında çok neşeli oluyor. Uyanır uyanmaz yüzüme bakıp bir gülücük beklediğine işaret ediyor. Güldüğümde gülümsüyor. Sanki oynamaya, güne başlamaya beklediği onayı alıp bu mutlulukla devam ediyor. Çocuklar uyuduğundan sessizce oynayıp oyalanıyoruz. Biraz kendime gelince Merin de artık sıkılmış oluyor. Kalkıyoruz. Ben çamaşır mesaisine Merin ise koridordaki oyun mesaisine başlıyor. Ne kadar tatlı olduğunu söylememe gerek yok gibi gelse de bir gün okuyacağı ihtimalini göz önünde bulundurarak yazıya dökmek istiyorum. Çok tatlı, sevgi dolu, mutlu, gülümsemesini göstermeyi seven, hareketli, heyecanlı, insanda tüm olumlu duyguları uyandırabilen bir bebek. Sevmekten kendimi alamıyorum.
Derin uyanıp bize katıldı. Bu sabah konuşmak istedikleri var. Önce benim doğum günüm hakkında konuşmak istediğini söyledi. Bir arkadaşımda akıllı saat görmüş, materyalist olmadığımı düşünüyormuş ama benim de bu markayı ve saati çok sevdiğimi biliyormuş. Babasının bana almasını sağlayacakmış. Doğum günümde birilerine külfet olmak istemiyorum. Ali bana neredeyse hiç hediye almaz. Alsa da beğeneceğim bişey bulmakta oldukça kötüdür. Özel günler Ali için bir can sıkıcıdır. Sevmediğini biliyorum. Üstüne bir de pahalı bir saat almak zorunda hissetmesini istemem. Ayrıca bana değer verdiğini, sevdiğini anlamam için hediyeye ihtiyacım yok. Bana olan duygularını iyi biliyorum. Bana alacağı hediyenin ederinden çok daha fazlasını harcıyorum. Bence bu özel günler, hediyeler insanı yoran gelenekler. İçinden hediye almak, özel bişey yapmak geliyorsa harika, ama sırf yapılması gerekiyor diye kendini zora sokmak yorucu. Doğum günlerini önemli buluyorum. Benim için insanın var olma, burada olma, güzelliklere sebep olma, dolayısıyla kişinin hayatımızdaki yerini, yokluğunun getireceği boşluğu, anlamsızlığı temsil ediyor. Kutlamak ise gönlünden geçtiği kadar. Derin sanıyor ki arkadaşlarımın sahip olduklarına özeniyorum ve sahip olmalıyım. Böyle düşünmesine neden olacak ne yaptım bilmiyorum. Ne isteyip istemediğimi iyi biliyorum. İstediğim şeyi elde edecek gücü kendimde hissediyorum.
Sonra konuyu kendi doğum gününe getirdi. İkimizin doğum günleri arasında 4 gün var. Geçen aylarda elektronik ortamda bazı araştırmaları yaparken zorlandıklarını fark edip ikisine de birer tablet almayı düşündüğümü söylemiştim. Bundan cesaretlenerek doğum gününde tablet istediğini söyledi. Bu ara çok fazla şey aldığımızı, doğum gününde tablet alamayabileceğimizi, böyle şeyleri zamana, ekonomik gidişata bırakmamızın iyi olacağını söyledim. Ayrıca doğum gününde pahalı hediyelerdense, anılar biriktirmenin ileride geriye bakınca daha mutlu edebileceğini söyledim. Derin “Anne aslında Serin lego istiyor. Tableti sadece bana alabilirsiniz.” dediğinde sinirlenmeye başladım. Aslında sadece komik, çocukça taktikler uygulamaya çalışıyor. Filmlerde izlerken komik buluyoruz da bizim çocuğumuz yaptığında tepemiz atıyor. Bunun beni bu denli sinirlendirmesi normal değil. “Derin sırf kendine tablet alabilmek için kardeşini saf dışı etmeye çalışmana şaşırdım ve hayal kırıklığına uğradım. Bunu yapman hoş değil.” dedim. İçten içe çok haklıyım sanıyorum. Oysaki Derin’in, Serin’in bu durumda ne hissedeceğini anlamaya çalışması yerine O’nu utandırdım. Yetişkinler gerçekten sinir bozucu ve çocukluk cehennem. Bunu defalarca tekrar edebilirim. Ama yetişkin de böyle doğmuyor, böyle olmasının sebepleri var. Ortada bir suçlu yok. Yetişkini suçlayıp uyandırmanın iyi anne baba olabilmeye en ufak yardımı olmaz. Ama çocuklar da çaresizce ana babaya muhtaç. Kendini ebeveynlerinin gözünden görüyor. Çocuklarımıza hangi gözlerle baktığımız ilerde o kişi olmalarına sebep olacak. Şu an Derin’e sanki “Aç gözlüsün. Başkalarını düşünmüyor, kendi bencil isteklerin için hileye başvuruyorsun. Kardeşini mağdur edip bizi kandırmaya çalışıyorsun. Güvenilmezsin.” gözleriyle bakıyorum. Belki bu kadarı da fazla gibi görünüyor ama çok masum görünen cümlelerimden ve tavırlarımdan bunu rahatça çıkarabilirim.
Konuyu kapatıp aşağı indik. Bu sabah muffin kek pişirmemi istediler. İçine de hurma suyu değil şeker koymamı, yulaf unu yerine buğday unu koymamı, ceviz, kaju gibi kuruyemişler koymamamı, tarifte yazdığı gibi, sağlıksızından bir kek yapmamı istediler. Sağlıklı alışkanlıklar için çabalasam da çocuklar her fırsatta sanki onlara eziyet ediyor, sağlıklı şeyler yedirmeye çalışarak işkenceye maruz bırakıyorum gibi davranıyorlar. Böyle böyle alışkanlık oluyor, ağız tatları değişiyor. Bir yandan aslında ben de sağlıksız bulduğum tatlı atıştırmalıkları çok seviyorum. Yapmayınca dayanıyorum da yapınca irademe hakim olamayıp yiyorum. Aslında yemelerini istemediğim her türlü yiyeceğe çocukları alıştıran Ali’yle biziz. Alışık oldukları lezzeti aramaları gayet doğal. İçimden söylenerek keki pişirdim. Merin huysuzlanarak kucağıma geldi. Yoruldum ama çok lezzetli oldu. Serin çok acıkmış. O kadar sinirli ki bir şaka yaptığı için Derin’e ağır bir metal fırlattı. Bunu yapamayacağını, aç olduğunu bildiğimi, kekin 20 dakika içinde hazır olacağını söyledim. 20 dakika Serin için ne demek acaba? 20 dakikayı hayal edemediğine eminim. Ağladı, yulaf istediğini söyledi. Merin yere inmemek için ağlıyor. Tek elle yulaf hazırlamaya başladım. “Kahvaltını hazırlayabilirsin. Muzları ezip üstüne yoğurt ve yulaf koymak, çilek doğramak yapmayı sevdiğin işler.” dedim. Muzları ezerken “Yapamıyorum işte, olmuyor!” diye bağırdı. Öfkelendim. “Muzları ezemediğin için yardım rica edebilirsin ama böyle bağırınca çok öfkeleniyorum Serin! Sana hep söylüyorum! İnsanlara kötü davrandığında her zaman anlayışla karşılayamayabilirler ve kötü davranışlar başka kötü davranışların oluşmasına sebep olur. Yoruldum, Merin kucağındayımdayken bunu yapmakta zorlanıyorum. Lütfen sakin olalım.” dedim ama sakin olmakta çok zorlandım. Yulafını hazırladım.
Dışarıda güzel bir hava var. Sıcak ama hafif bir esinti hissettim. Kuşları, dünyanın kendisini dinlemeyi özlemişim. Bu sabahın stresini atarım umuduyla dışarı çıkıp Merin’le salıncakta sallandım. Derin bana kahve ve kek getirmiş. Çok mutlu oldum. Yandaki salıncağa geçip konuşmaya, salıncakta sallanmaya başladı. Kahvemi dökmesinden endişe ettim. O an sessizliğe ve sakinliğe ihtiyacım vardı ama çocuklar bir türlü izin vermiyordu. Derin’e “Oğlum yalnız kalıp biraz dinlenebilmek için buraya geldim. Biraz izin verir misin?” deyince “Aaa pardon anne. Bilmiyordum. Tabi, gidiyorum.” deyip içeri gitti. Hava sandığım kadar serin değilmiş. Merin boncuk boncuk terleyince biz de içeri girdik.
Çocuklar onlara aldığım Antik Mısır karakterleriyle oynamaya başladılar. Bu karakterlere bayılıyorlar. Yeni yıla girerken Derin’e korsan gemisi modelini almayı önermiştim ama istememişti. Bugün “Anne bu karakterlere bayıldım. Keşke korsan gemisini de alsaydım. Onu da alabilir miyiz acaba? Çok az askerim var. Kurmak istediğim oyunlar için korsanlar harika olur.” dedi. Yine içten içe öfkelendim. Ellerine henüz geçen, oynamaya bile başlamadıkları karakterlerin devamını istiyor. Bundan çok rahatsız oldum. “Tamam oğlum bakalım.” deyip Merin’i uyutmaya koyuldum. Merin uyuyunca sonunda istediğim sakinliğe kavuşmuştum.
Merin uyurken yazmaya başladım. Gün içinde böyle çok az vaktim var. İyi değerlendirmek istiyorum. Yazmak için okumaya bile vakit bulamaz oldum. Yazmadan, üretmeden, sürekli kitap okumanın da tembelliğin, kolaylığın işareti olduğunu İrade Terbiyesi kitabında okuduktan sonra nasıl bir tesadüfle denk geldiyse terapistimle de konuştuk. “Sesin Hanım ileride kitap yazma gibi bir planınız var mı? Bence siz yazmalısınız. Yazmak için vakit ayırmalısınız.” dediğinde daha kararlı yazmaya başladım. Bana çok iyi geldiğini gördüğümden ciddiyetle yazma zamanlarını kolluyorum. Derin oyununu bırakıp yanıma geldi. “Anne yarın bateri dersim olduğu için mi Cihangirler’le görüşmek için geç bir saate plan yaptık?” diye sordu. Soruyu duyunca resmen, aniden tepem attı. Bu soruyu sorarak bateri dersini iptal etmenin önünü açmaya, arkadaşıyla görüşmenin daha önemli olduğunu söylemeye çalışıyor, çalışacak ya da söyleyecek. Söylemesine bile izin vermedim. “Derin bakteriye devam etmek istiyorsan derslere devam etmelisin. Arkadaşlarınla görüşmeyi ya da başka eğlence planlarını ancak ders saatleri dışında yapabilirsin. Dersleri tamamen bırakmak sana kalmış. Ama devam edeceksen keyfi değişiklikler yapmanı istemiyorum: Bu konuda tartışmayı dahi uygun bulmuyorum.” dedim. Sanırım sesim yükseldi ve Merin uyandı. İşte başlıyor! Artık geri dönüşü olmayan bir öfke seline kapıldım.
Merin’in uyanmasından Derin’i sorumlu tuttum. Halbuki gayet sessiz konuşmaya çalışıyordu, sonra konuşalım diyebilirdim. Arkadaşıyla görüşmesi için elimden geleni yaptığımı ama hep daha fazlasını istediğini söyledim. Yazı yazmak için kendime ayırdığım kısacık vakti sabote etmekle suçladım. Yapmayı seçtiği işlerin sorumluluğundan en ufak bir eğlence gördüğünde kaçmaya çalıştığını ima ettim. Böyle zamanlarda benliğim öfkeyle dolup taşıyor. Zehirimi boşaltmadan iyilik haline dönemiyorum. Öfkemi bu şekilde boşaltmak ise yalnızca pişmanlığa ve suçluluğa sebep oluyor.
Önce yukarı çıkıp çamaşırlarla ilgilendim. Sonra da kendimi duşa atıp uzun uzun düşündüm. Sabahtan bu yana beni sinirlendiren her şeyi bir bir irdeledim. Derin’e tablet almayı teklif eden, hiç yoktan çocuğun aklına sokan benim. Alışveriş yapma dürtümü sık sık kontrol edemiyorum. Derin’e de almayı, tüketmeyi öğretiyorum. Aldığım oyuncakların devamını istiyor olması da tipik bir Sesin davranışı. Günün ilerleyen saatlerinde Serin’e aldığım ipek kumaşlar geldi. Görür görmez öyle beğendim ki, daha oynamadan devamını sipariş etmeyi düşündüm. Dersi iptal edip arkadaşıyla daha uzun süre görüşmek, eğlenceye zaman ayırmak istemesi de bana benziyor. Öfkemin sebebi benim sevmediğim, değiştiremediğim, değiştirmeye çalıştığım ya da bir kısmını değiştirebildiğim davranışlara sahip olması. Kendimde görmeye, kabul etmeye dayanamadığım davranışları çocuğumda görünce, çocuğum bana ayna olunca çılgına dönüyorum. Askında kendime kızıyorum. Bunca öfke hep kendime.
Diğer yandan ihtiyaçlarımın karşılanmıyor olması da öfkelenmeme neden oluyor. Sessizlik, yalnız kalma, dinlenme gibi ihtiyaçlarımı zaman zaman karşılayamıyorum. Sevdiğim insanlarla görüşmek için sevdiğim yerlere gidecek olsam da kesintisiz annelik yapmak zorundayım. Bebeğimize ve iki çocuğumuza çoğunlukla yalnız başıma bakım vermek durumunda olduğumdan, yorulacağımdan strese giriyorum. Ne zaman strese, sıkıntıya girsem anneme dönüşüyorum. Bunu artık daha net görebiliyorum.
Duşta tüm bunları düşündükten sonra hemen çocuklarımla konuşma isteği duydum. Çıkar çıkmaz giyinmeden konuşmak istediğimi söyledim. Yaptığımın çok yanlış olduğunu, söylediklerimin kesinlikle doğru olmadığını, çok üzgün olduğumu söyleyip özür diledim. Tüm bunları yazmak için düşünürken daha iyi görebildiğimi anlattım. Derin “Anne tam da bunu düşünmüştüm. Annem şimdi bunları yazacak ve çok utanacak diye geçti içimden.” dedi. “Derin senin aklına tablet almayı koyan benim. Senin, bişeyler satın almanın hazzını deneyimlemene ve bağımlısı olmana sebep olan da benim. Ben de aldıklarımı beğenince hemen devamını istiyorum. Kursunu ertelemeye çalışman da bana sevmediğim davranışlarımı hatırlatıyor. Aslında sana kızarken kendime kızıyorum. Sana söylüyorum gibi görünen tüm cümleleri kendime haykırıyorum. İsteklerin gayet normal, her çocuğun isteyebileceği şeyler. Sende hiç bir sorun yok. İsteyebilirsin. İsteklerini bile kontrol etmek istiyorum fakat yapamam, yapmamalıyım. İsteklerine evet demek zorunda da değilim. Şevkatle hayır demeyi, hatta hayır demeyi beceremiyorum. Hayır demek istediğimde sinirleniyorum. ‘Anlıyorum, çok istiyorsun, hatta almayı ben de isterdim ama şu an alamayız. Mali durumumuza ve bunu isteme sebebimize bakabiliriz. Anlıyorum arkadaşınla 10 saat görüşmek istiyorsun ama benim buna ayıracak 4 saatim var. Üzgünüm.’ gibi cümlelerle yakıt vermek isterken bazen yapamıyorum. Hatta içimden sizi cezalandırmak geliyor. Biliyorum şaşıracaksın. Çünkü ödül ve cezalar hakkında çok fazla konuşuyoruz ve karşı olduğumu biliyorsun. Fakat bazen bilmek uygulamak için yeterli olmuyor. İçimde sizi arkadaşınızla görüştürmeyerek, istediğiniz yere götürmeyerek cezalandırma isteği hissediyorum.” Derin çok şaşırdı. “Ama Anne bu cezalandırmak olur.” dedi. Evet öyle. Bunları çoğu zaman yapmasam da aklımdan geçmesine engel olamıyorum. Bir krizi en iyi yönettiğim anlarda bile içimden “Şunu bir atlatayım da bu yaptıklarını bak nasıl burnundan getiricem.” gibi cümleler geçiyor. Bunları öyle iyi gizliyorum ki çocuklarım bile farkına varmıyor. Çoğunlukla ne kadar iyi bir anne olduğumla ilgili övgüler alıyorum. İyi bir anne olmak için çok çabalıyorum, öyleyim de. Ama içimden geçenleri de bilmeliler. Kendilerine yapmaya kalkarsam farkında olmalılar. Kendimde fark ettiğim tüm bu sorunları çocuklarımla ilişkiden kaçarak değil, yüzleşerek çözeceğim. Günlüğümü çocuklarımın geleceğine yazıyorum. Yazması bazen zor. Kayda geçiyorum ki ilerde, özellikle anne baba olduklarında, kendilerini bir öfke krizi ya da çocuklarının hiç olmadık bir hareketine sinirlenirken bulduklarında bu okudukları onlara kendilerini tanıma kılavuzu olsun. Otomatik, kodlarına yazılan tepkilerin, duygularının kölesi olmasınlar, farkına varıp kontrolü ellerine alsınlar. Çünkü mümkün. Gerçek sevgiyle her şey mümkün.
Ödül ve cezadan bahsedince, aklıma Serin’in doğum gününe bir gün kala yaşanan bir olay geldi. Olayı tam hatırlayamıyorum ama kısaca Derin Serin’in doğum günü için çok çabalarken, Derin’in istediği bişeye Serin karşı çıkıyor, bencil davranıyordu. Derin’e çok üzülüp, haksızlık yaptığı gerekçesiyle Serin’i istediği bişeyden mahrum bırakacağımı söyledim. Ne olduğunu hatırlamıyorum. Derin’in hareketini hiç unutmuyorum. Gözleri açıldı ve “Anne dur dur dur! Bu ceza vermek olur. Lütfen müdahale etme, ben bu sorunu Serin’le aramızda halledeceğim. Sağ ol yardım etmeye çalıştığın için. Üzülme, biz çözeriz.” dedi. O an kendimden çok utandım ama Derin’le sanırım hiç olmadığı kadar gurur duydum. Dedim ya, bazen yazmak çok zor. Çok fazla göz yaşı dökülüyor. Mutluluğa giden gözyaşları. Önce kabul, acı, yas ve ardından mutluluğun geldiği gözyaşları.
Hayatımda çok fazla uyaran, tetikleyen, stres faktörü varken hayalimdeki anne olmak sürekli mümkün olmuyor. Her zora girdiğimde daha fazla anneme dönüşüyorum. Belki de anneme dönüşebilmek, kriz yaratabilmek için kendimi sürekli sıkıntıya sokuyorum. Çünkü yaratmaya çalıştığım o kaos ortamı içinde büyüdüğüm, bana en tanıdık, en alışık olduğum ortam. Çocuklara neden böyle olduğunu açıklamaya çalıştım. Ailem tarafından çok fazla ödül ve ceza kullanılarak büyütüldüğümü anlattım. Geçmişe dair o günlerden bir kaç olay dinlemek istediler, anlattım. Ailemi suçlamadığımı, ama artık tercih hakkım olduğunu ve doğru olanı yapma sorumluluğunun aileme değil bana ait olduğunu söyledim. Eskiden ailemi suçlardım. Artık hiç kızmıyorum. Annemin, teyzemin, dayımın mahremiyetine girmemek için burda anlatmayacağım ama maruz kaldıkları davranışlara ceza demek az olur. Resmen kendilerine düzenli aralıklarla işkence edilmiş. Babamın ailesine gelince, ben doğduktan sonra dedem ölmüştü. Babaannem’i ise sadece bir kaç kez gördüm ve bu, babamın da nasıl zor bir çocukluk geçirdiğini tahmin etmeme yetti. Babamın tarafı daha karanlık. Pek bilgim yok. Daha fazlasını bilmek kendimi tanıma yolculuğunda işime yarardı.
Konuştuktan sonra çocuklar keyifle oynamaya başladılar. Serin dün karpuzlu bir dondurma yapmış. Yaptığını fark etmedim bile. Derin de ben de görünce çok şaşırdık. Hepimize tattırdı, tadına bayıldık. Merin için özel olarak yapabileceğini söyledi. Ardından Derin ve Serin bonelerini giyerek Merin’i güldürmeye başladılar. Sanki hiç olumsuz bir şey yaşanmamış gibi mutlular. Çocukların kolayca kendilerini toplayıp yola devam etmelerinden büyük ilham alıyorum.
Bir süre sonra bir alışveriş oyununa başladılar. Merin’le yemek yerken bir yandan izledim. Çok komikler. Serin iyi bir marka olan arabasını tamirci kılığına giren Derin’e götürüp yaptırdı. Derin aç gözlü bir satıcıyı oynadı. Her şey çok pahalı, Serin’den değiştirdiği motor için çok para istiyor. Sonra Serin’in kartını alıp dolandırıcı rolü üstlendi. Hırsızlık için ne hileler yaptığını izledim. Çocukların oyunlarını izlerken neler bildiklerini, başlarına böyle kötü bir durum gelse nasıl başa çıkacaklarını görebiliyorum. Oyunlarla kendilerini gerçek hayata hazırlıyor, durumlarla başa çıkma yöntemleri geliştiriyorlar. Bugün oynadıkları tüm oyunlar öğrenecekleri okul bilgisinden çok ama çok kıymetli.
Happy family oynadılar. Serin piyano çalıştı. İmren’in gönderdiği çalışma ve geri bildirim videoları oldukça başarılı bir online çalışma deneyimi yaşatıyor. İmren’le bunca yıllık paylaşımımız, arkadaşlığımızdan sonra çalışabiliyor olmamıza çok seviniyorum.
Çocuklar antik Mısır oyun karakterlerini aralarında paylaşıp ayrı ayrı oynadılar. Serin “Anne tarih araştırıp öğrenmeyi çok sevdim. Yaptıklarımız ilgimi çekiyor. Tarihe merakım artıyor. Gerçekten öğrenmek beni mutlu ediyor.” dedi. Kendini ifade edişini, kurduğu cümleleri hayranlıkla dinliyorum.
Merin ilk defa salıncağında direnmeden sırtını arkaya dayadı ve uyudu. Bu bir ilk. Merin’i sallarken uzun zamandır aklımda olan alfabedeki harfleri masallara çevirme işine başladım. K harfi için karıncayı seçtim, karınca kitaplarımızı çıkardım. Waldorf’ta bunun tam olarak nasıl yapıldığını araştırmaya çalışsam da sonunda kendi yolumu bulup, bize uygun olan, en özgün yöntemi uygulamaya çalışıyorum. Öğrendiklerime, yapacaklarıma kendimden katmayı seviyorum. Serin beni çizerken görünce hemen kalemlerini ve resim defterini alıp yanıma geldi. Hevesle karıncaları çizmeye başladı. Çocukların ortamını düzenlerken en önemli unsur anne babanın ne yaptığı oluyor. Yaptığınız şey çocuğa yön veriyor, model oluyor, ilham oluyor. Bitince Serin kendine ipek kumaşlardan kıyafetler yaptı. Onun için diktiğim dişi kanguruya önlük takıp mama sandalyesine oturttu, yemek yedirdi. Mutlulukla izledim.
Tüm bunları yaparken Derin geçenlerde yarım bıraktığımız, Fatih Altaylı’nın Antik Mısır Tarihi programını açtı. Hep beraber dinledik. Yemek hazırlamak için mutfağa gittiğimde bir yandan dinliyor olmaktan memnundum ama Derin bir süre sonra “Artık kapatalım mı Anne?” deyip onay aldıktan sonra kapattı. Kapatmasına şaşırdım. Bugün hava biraz kapalı. Mısır’ın iç karartan tarihi ve kapalı hava birleşince Derin’in içi kararmış. Mısır’la ilgili bunca araştırma kendisini karamsarlığa sürüklediğini söyledi. Tarih karamsarlıklarla dolu. Bunu Mısır’a mal etmek yerine özel nedeni bulmaya çalıştım. Derin “Anne adamlarda sadece ölüm konusu var. Mezarlar, mumyalar, ölüm ve mezar tanrıları, her şey ölüm ölüm ölüm. Bu bana iyi gelmiyor. Ölümden sonra ne olduğunu bilmiyorlar, sadece öyle olduğunu hayal ediyorlar ve yaşamaları gereken tek hayatı ölümden sonraki hayata yatırım yapmak için heba ediyorlar! Aman tanrım anne! Ölümü düşünmekten hayatlarını yaşayamamışlar! Bu bana berbat geliyor!” dedi. Kendisine kötü geldiğini söylese de bu araştırmaların Derin’de bıraktıklarını büyük ilgiyle, memnuniyetle dinledim. Tarih boyunca çoğu olayın bu inançlar sebebiyle gerçekleştiğini, tüm bunların iyi ve kötü tarafları olduğunu, hepsini yavaş yavaş göreceğimizi söyledim. Antik Mısır tarihini araştırmayı bırakmak isteyip istemediğini sordum. “Hayır bırakmak istemiyorum, devam ederiz. Ama bugün daha fazla düşünmek istemiyorum. Hatta şimdi kafamı dağıtmak için çöpleri götürücem, tavuklara bakıcam. Başka bişeyler düşünüp bir süre beni rahatsız eden düşüncelerden uzaklaşmak istiyorum. Dışarda takılıcam. Havanın kapalı olmasından da kötü etkileniyorum.” deyip dışarı çıktı.
Yemeği fırına koyup ben de Merin’le dışarı çıktım. Serin her zamanki kum oynadığı köşeye gitti. Biz Derin ve Merin’le salıncaklarda sallandık. Derin salıncakta sallanırken matematik çalıştı. Merin’i Serin’in yanına kum oynamaya götürüp sakıncası olup olmadığını sordum. Serin “Benimle kalabilir anne. Sorun değil.” dedi. Bir süre sonra Merin’i kucaklayıp getiriyor olduğunu fark ettim. Yolun yarısında Merin’i yere koyup geri gitti. Merin’den kurtulmaya çalıştığını sanıp hemen gittim ve Merin’i aldım. Meğer öyle değilmiş. “Anne Merin sana doğru gelmeye çalıştı ve ‘Anne anne dedi. Seni istediği için getirdim.” dedi.
Yemeğin hazır olduğunu, balığın yanına sos istiyorlarsa hazırlamaları gerektiğini söyledim. Derin matematik çalıştığını söyledi. O zaman balığı sossuz yemeyi tercih ettiklerini hatırlattım çünkü yapamayacağımı söyledim. Çalışmayı bırakıp sosu hazırladı. Tam yemek yiyeceğimizde çalışmasını anlamıyorum. Bu tip işlerini sabah halletmesini rica ediyorum ama ihmal ediyor. Matematik çalışması yemeğe katkıda bulunmasına engel olmamalı.
Keyifle yemeğimizi yedik, sohbet ettik. Çocuklar duşa girmeden Merin’in uykusu gelmişti. Ama Derin aşağıda yalnız kalmak istemediğini, beklememi rica edince yatağa geç kaldık. Herkes banyo yapıp diş fırçaladıktan sonra yatağa gittik. Merin’in uykusu geldiği an uyutmazsam uykusu kaçıyor. Bu gece de öyle oldu. Serin kitap okumamı istedi ama Merin uyumadığı için rahatça okuyamadık. Yine de çok eğlenceliydi. Merin oyunlarıyla, cilveleriyle, çekinmeden gösterdiği sevgisiyle hepimizin kalbini çalıyor. Çocuklar Merin’in uyumamasından büyük keyif aldılar. Merin’i çok sevip, yanlarına geldiğinde öpüp, sarıldılar, mest oldular. Merin’i uyutmaya çalıştığımda Serin kitap okumamı istedi. Merin’in uykuya dalmasını bekleyeceğimi söyledim. Serin’in bu duruma canı sıkıldı. Uyuyana kadar gözlerini devirerek bekledi. Merin uyuyunca Cesur Çocuklara Korku Hikayeleri kitabını okumamı istedi. Derin bunu zaten okuduğumuzu, sıkıcı olduğunu söyledi. Ama eline kaçıncı kez okuduğunu bilemediğim Tom Gates kitabını almış, ne kadar harika olduğundan bahsediyordu. Serin seviyorsa istediği kitabı tekrar okuyabileceğimizi söyledim. Okumaya başlayınca, başta itiraz etse de Derin’in de sıkılmadan dinlediğini fark ettim. Herkes uyudu ve ben de sonunda dinlenmek için tüm gün beklediğim ana kavuşarak uyuyakaldım.





Yorumlar