top of page

Anlıyorum ama konuşamıyorum

sesinakmaz
20 Eki
6 dakikada okunur

20 Ekim 2026 Salı



Yaşam içinde başımıza gelenler karşısında,

Nasıl bir tutum takındığımızmış önemli olan.


“Önemli olan başınıza gelenler değil, olanlar karşısında sizin ne yaptığınızdır.”

“Ben dili.”

“İhtiyaçlarımız.”

“Herkesin ne olursa olsun yapma hakkı var, sen ne yapacağına karar ver.”

“Şiddetsiz iletişim.”

“Herkesi anlamak, kucaklamak.”

“Karşılıklı sınırlar koymak.”

“En yakınlarına, en azından komşuya gösterdiğin nezaketi göstermek.”

“Doğru yanlış demeden bildiğimizi yapabilmek.”

“Kendine hata yapma fırsatı vermek.”

“Kendini sevmek.”

“Çocukluğuna, kendine sarılmak.”

…….


Sayfalarca örnek verebilirim.

Bunun gibi cümleleri kendimi bildim bileli duydum.

Mantıklı geldi, çok sevdim.

Ama asla o insan olamadım.


Şöyle oldu:

“İngilizce anlıyorum ama konuşamıyorum.”

Bildiklerimle, okuduklarımla övündüm.

Ama sıra konuşmaya gelince,

Konuşamadım.

Bildiklerimi hayata geçiremedim.


Yapamamanın utancını yaşadım içten içe.

Kendimi suçladım.

Yeterince çabalamadığımı düşündüm.

“Yine olmadı Sesin.

Yine seni mutlu eden bir tepki vermedin.

Yine pişmansın.

Yine utanıyorsun.”


“Keşke öyle yapmasaydım,

Halbuki o kadar okumuştum,

İnsanlarla istişare etmiştim,

Kendime sözler vermiştim.

Yine başarısız oldum.”


Çocukluğumdan beri elime zorla tutuşturulan

Üstün Dökmen,

Doğan Cüceloğlu kitapları okuyor,

Programlarını izliyorum.

Henry Cloud’un Sınırlar kitabını, önce ailemin baskısıyla,

Sonra kendi irademle kaç defa okudum hatırlamıyorum.

Ayn Rand’ın The Fountainhead kitabı…

Anne olduktan sonra artan okumalarım,

İzlediğim filmler,

Hayatımdaki insanlar,

Seyahatlerim,

Terapi sürecim,

Arkadaşlarım,

Ailem,

Bitkiler,

Hayvanlar,

İzlediğim manzaralar,

Dünyayla ilişkim…

Hepsinden öğrenmişim.


Bilgiye sahibim ama bilmek, yapabileceğimin garantisi değil.

İnsanların deneyimlerini duymak,

Yaşananları görmek, şahit olmak da yetmemiş.


Nicholas Seare’ye ait olduğu düşünülen bir söz duydum geçenlerde.

Çok sevdim.


“Öğütler ancak öğüt verene yararlıdır. O da, vicdanındaki yükü hafiflettiği için.”


Tüm bu anlattıklarımın faydalarını görmedim diyemem.


Belki de tüm hayatım, tüm çabam,

Tüm karşılaşmalar,

Bugünkü farkındalığıma,

Mutluluğuma,

Yeni bir hayatın inşasına,

Birer tuğla koydular.


Sabırsız davrandım.

Yeni hayatımın inşasında,

Mimarı övdüm, göklere çıkardım.

Kumu taşıyan, çimentoyu karan işçiyi küçümsedim.

Küçücük bir çabanın bile,

Bazen tüm binanın ayakta durmasını sağlayabileceğini unuttum.

İnşaat sırasında yaşanan felaketlerin,

Yapılan yanlışların da birer öğrenme fırsatı olduğunu göremedim.

Binayı hemen yapıp bitirmek istedim.

En güzel bina olsun.

En lüks bina olsun.

En gösterişli,

En iyisi olsun.

Oysa her binanın inşası farklı.

Kimi kısa sürede tamamlanır,

Kimi yıllar sürer.

Kimi hiç tamamlanmaz.

Artık hepsi kabul.


Yaşadığım krizlere minnettarım.


Bazen hastalık çare aramaya,

Kriz çözüm bulmaya,

Çaresizlik değişmeye itiyor insanı.


Terapi sürecimde fark ettiğim bir şey var.

Bazen insan değişmesi gerektiğini bilse de değişemiyor.

Bildiklerini hayata geçirebilmesi için,

Yaşadığı sıkıntılarla yüzleşmesi gerekebiliyor.


Ben de o kadar çaresiz hissettiğim bir noktaya gelmiştim ki,

Değişmekten başka seçeneğim kalmadı.


Ailemle ilişkim ya çok iyi olacak,

Ya küseceğiz,

Ya çok çalışacağım,

Ya tamamen tembel olacağım,

Ya çok spor yapacağım,

Ya tamamen bırakacağım,

Çocuklarımı ya çok serbest bırakacağım,

Ya çok sıkacağım.

Ortası yok.


Bunların hiçbiri tam bir mutluluk hali getirmemiş.

Hep bir huzursuzluk, hep bir memnuniyetsizlik.


Duygularımı hissediyorum.

Ama kabullenemiyorum.

Bastırdıkça daha güçlü açığa çıkıyorlar.

Duygularımı kabullenmek yerine kontrol etmeye çalışıyorum.

Baktım olmuyor, o zaman başıma gelenleri kontrol etmeye çalışıyorum.

Başıma gelenleri kontrol etmem mümkün değil ama deniyorum.


Kontrol edemedikçe sinirleniyorum.

Sinirlendikçe daha çok kontrol etmeye çalışıyorum.

Kontrol ettiklerimi bile kontrol etmeye kalkıyorum.

Olmuyor.

Daha da öfkeleniyorum.


İnsan her ne yaparsa en çok kendine yapıyor.

En çok ben zarar görmüşüm yaptıklarımdan.

Ama çevreme de nefes alacak alan bırakmamışım.

Yetişkinler kaçıp kendilerini kurtarıyorlar da,

Çocuklar çaresiz.

Anne “Ne yapıyorsam sizin iyiliğiniz için yapıyorum.” dediğinde,

Çocuk çaresiz buna inanıyor. Her hatasında kendini suçluyor.

“Ailem beni çok seviyor ama bende bir hata var.” diyor.


Bunu yazmak bile çok acı veriyor bana ama,

En büyük zararı en yakınlarımız verebiliyor bize.


Çocuklarıma karşı davranışlarımla, istemeden onlara zarar verdiğimi fark ettim.


İlişkiler bizi öyle kör ediyor ki, göremiyoruz.

Kendimizde bir eksik olduğuna inanarak büyüyoruz.

Eksikliği hep kendimizde görerek ilişkiler yaşıyoruz.


“Sesin sen çok iyi bir annesin. Ne yapmış olabilirsin ki?” dediğini duyar gibiyim.

Çocuklarımın yaşadıklarımızı nasıl anlamlandırdıklarını bilmiyorum.

Ama bugün, kendi davranışlarımda daha önce göremediğim pek çok şeyi görüyorum.


Bilmiyordum. Farkında değildim ki.

Elimden gelenin en iyisini yapıyordum.

Çocuklar da bir gün kendilerini kurtarırlardı.

Ama ben kendimle kalacaktım.

Kendime verdiğim zarar beni ne hale getirecekti kim bilir?


Çocukların üzerindeki kontrol çılgınlığımı,

Endişeli, kaygılı, kaçınan halimi terk edince,

Herkes ne yapacağını şaşırdı.


Çocuklarıma özgürlük verdiğimi düşünüyordum.

Oysa onların duygularına ne kadar alan tanıyordum?

Hayır demelerine,

Öfkelenmelerine,

Üzülmelerine,

Kahkahalarına...

Ne kadar tahammül edebiliyordum?


Kontrol eden kaygılı anne gitti,

Ne yaparsan yap yanındayım diyen anne geldi.


Çocuk yine bir kaosa düştü.

Anne susunca, çocuk başladı bağırmaya.

Harriet Lerner’ın Öfke Dansı kitabındaki gibi,

Anne dansı değiştirince,

Karşı taraftan ‘Hayır, böyle olma, eskisi gibi ol!’ çığlığı yükseldi.


Çocuğumun öfkesiyle karşılaştım.

Beklediğim gibi tepki vermedi.

Değişen davranışlarıma alışmakta zorlandı.

İçimde eski alışkanlıklarım harekete geçti.

Konfor alanımdan çıkmak zordu.

Konfor alanı dediğimiz yer,

Doğru olmasa da,

Bildiğimiz, alışık olduğumuz yer.


Annenin içinden ne sesler yükseldi.

“Ben hayatımı size adadım! Ne isterseniz yapabilmek için bu kadar mutsuz oldum!”

“Nasıl bana böyle nankörlük edersin? Hangi anne çocuklarıyla benim gibi ilgilenir?”

“Hangi anne çocuklarına bu kadar özgürlük verir!!!”


Ama artık eski ben değilim. Güçlüyüm. Mükemmel değilim. Hatalarımla güçlüyüm.


Bir yetişkinim. 41 yaşındayım. Çaresiz değilim. Çocuk değilim. Mağdur değilim.


Her ne hissediyorsan bana söyleyebilirsin.

Sakin kalacağıma, sana destek olacağıma söz veriyorum. Buradayım.

Anlat dinliyorum.


Karşımda yoğun bir öfke var.

Eskiden hemen susturmak,

Kontrol etmek,

Düzeltmek istediğim bir öfke.

Şimdi onu anlamaya çalışıyorum.

Kendi duygularımla baş ederken,

Onun duygularına da yer açmaya çalışıyorum.


Ama artık sakin yanımla buradayım.

Sana yardım edeceğim.

Yeni baş etme yolları bulacağız.

Sana yardım edeceğim.

Çünkü seni seviyorum.


50 dakika sürdü.

Ara ara daha fazla devam edemeyeceğimi düşündüm.

Öfke yükseldi içimde.

Daha ne kadar dayanabileceğimi düşündüm.

“Annenle böyle konuşamazsın. Böyle davranamazsın!!!”

Etraftan beni kurtarmak isteyen, bu çığlığı bastırmak isteyen,

Benim mağdur olduğumu düşünen herkesi susturdum.


Anneyim. Yetişkinim. Güçlüyüm. Mağdur değilim.

“Ben hallederim.” dedim.


50 dakika sonra sakinleştik.

Bir çatışmayı kazanmak,

Haklı çıkmak,

Davranışı değiştirmek zorunda hissetmedim kendimi.

Sadece yanında kaldım.

Bunun ikimiz için de yeni bir deneyim olduğunu düşündüm.


Eski Sesin olsa, kendinden beklenen talepleri yerine getirirdi.

Ama sonunda öyle sinirlenirdi ki, öfkesinden yanında duramazdınız.

Ya da hayır derdi ama hayır dediği için yine öfkelenirdi.

Hayır dediği için suçlu hissederdi.

Hiç biri yok.

Sakinim.

Burdayım.

Seni seviyorum.

Artık tehlikeli yükseklere çıkmayacağım.

Sen çıkarsan da elinden tutup inmene yardım edeceğim.

Elimden tutacak kadar bana güvenmeni sağlayacağım.


Hayatımdaki yetişkinler kendi sınırlarını çizebilirler.

Kendilerini koruyabilirler.


Ama çocuklarım...


Onların böyle bir seçeneği her zaman yok.


Bana güvenmeye,

Benimle yaşamaya,

Benim rehberliğime ihtiyaçları var.

Onlara karşı sorumluluğum bambaşka.

Çocuklarımdan çok özür diliyorum.


“Doğrusu bu.” maskesi altında,

Yaşattığım her kötülük için…


Çocuğumla geçirdiğim 50 zor dakika…

Neden bu kadar zor?

Neden kabul etmek ve yanında kalmak bu kadar zor?

Çünkü bunu pek tecrübe etmedim.

Büyürken duygularıma eşlik edecek,

Bana yol gösterecek sakin bir sinir sistemi yoktu çevremde.


Çocukluğumdan hatırladığım bazı anlarda,

Yaptığım hatanın kendisinden çok,

Yakınlarımı hayal kırıklığına uğratmış olmak ağır gelirdi.

O anlarda anlaşılmaya,

Hata yapsam da sevildiğimi hissetmeye ihtiyaç duyardım.


Bugün çocuğumun yanında kalmaya çalışırken,

Kendi çocukluğumdaki o ihtiyacı da hatırlıyorum.

Her şeyi doğru yapmasını sağlamaktan önce,

Zorlandığında bana gelebilmesini istiyorum.


Çocuğa kızmak, onu utandırmak, reddetmek yerine,

Ne yaşadığını anlamaya çalışmak,

Hatasını telafi etmesine destek olmak…

Bazen bir çocuğun hayatında büyük bir fark yaratabiliyor.


Şimdi kendime soruyorum:

Çocuğum bir hata yaptığında,

O anın ötesini ne kadar görebiliyorum?

Kaygılarımla hareket ederken,

Onun ne hissettiğini duyabiliyor muyum?

Bir sorunu çözmeye çalışırken,

Birbirimizden uzaklaşıyor muyuz?


Kendi hayatıma bakınca,

Her hatanın geleceği belirlemediğini görüyorum.

Unuttuğum, yarım bıraktığım,

Yapamadığım şeyler oldu.

Öğrendim.

Yeniden denedim.

Hâlâ öğreniyorum.


Çocuğuma da bu alanı tanımak istiyorum.

Her şeyi doğru yapmasa da,

Benimle aynı fikirde olmasa da,

Bana gelebileceğini bilsin.

Sevgimi kazanmak için

Mükemmel olması gerektiğini düşünmesin.


Duygulara bir bakmak lazım.


Bugünkü Sesin’e bakınca,

Tüm kaygılar boşunaymış diyorum.

Su akıp yolunu buluyor.

Yeter ki iyi hissedelim.


İyi hisler olmayınca,

Avatar'daki Ateş Lordu Ozai gibi,

Babasının sevgisini kazanmak için mükemmel olmaya çalışan Azula gibi,

Babasının onayını kazanmak için yıllarca mücadele eden Zuko gibi,

Gücün, başarının, başkalarının onayının peşinden koşarken,

Neyi elde edersek edelim,

Mutluluğu bulamayabiliyoruz.


Çocuğa destek olan bir kişi, sadece bir kişi onun hayatını değiştirebilir.


Çok şükür ki sonunda kendimi aldatmayı bırakıp mutluluğu buldum.


Aileme, anne babama kızgın değilim.

Hiç değilim.

Onları çok seviyorum.


Artık onlara şöyle diyorum:


“Anne, baba sizi seviyorum.

Sizin de beni sevdiğinizi biliyorum.

Yaptıklarınızın çoğunu,

Benim iyiliğim için yaptığınıza da inanıyorum.


Yaptıklarınız beni çok üzdü.


Hep bir gün bu kabusun biteceğine inanmaya çalışarak,

Kendimi avutarak,

Çaresizlik içinde geçti çocukluğum, gençliğim.

Çaresizliğim, kırılganlığım güçsüzlük olarak görüldüğü için,

Zamanla sert bir kabuk oluşturup içine girdim,

Kimsenin geçmesine izin vermedim.

Hatta kendi kendimle arama bile duvarlar ördüm.

Hissetme, sorun çıkarma, mutlu ol, uyumlu ol dedim kendime.

Ama kaçıp saklanmak hiç işe yaramadı.

Öfkem büyüdü, hayal kırıklığım yayıldı, şikayetlerim arşa vardı,

Sahip olduklarım beni hiçbir zaman tam olarak mutlu etmedi.


“Bakın, neler başardım!

Ne harika bir hayatım var!

Ve siz dışarıdasınız!

Tüm bunları kendim yaptım!

Size rağmen yaptım!

Artık size ihtiyacım yok!

Hayatımda olmayı hak etmiyorsunuz!

Hayatımı bir daha mahvedemeyeceksiniz!” dedim.

Başardıklarımı kendime kanıtlamak yetmedi.

Size de kanıtlamak istedim.

Mutluluğumu bile size karşı kazanılmış bir zafer gibi gördüm.

Oysa hâlâ hayatımın merkezindeydiniz.

Sizi dışarıda bıraktığımı sanırken,

Hâlâ sizinle mücadele ediyordum.

Sizin gibi olmayacağım, dedim.

Tüm çabam sizin gibi olmamaktı.

Fakat tam tersi yöne gitmeye çalışırken,

Aslında yine sizin olduğunuz yere geldim.

Size benzememeye ne kadar çabalarsam,

O kadar size benzer oldum.


Oysa hatalarınız kadar,Yaptığınız çok güzel şeyler de vardı.Hatalarınıza odaklanıp güzellikleri hiçe saydım.


Aslında öyle çok güzel anımız var ki,Hatırlamak içimi ısıtıyor.


Bugün gurur duyduğum,Başardığım her şeyde,Sizin öğrettikleriniz var.


Hepsine gözlerimi yumdum.Yoksunuz gibi davrandım.


Çok üzgünüm.


O gün ihtiyacım olan şeyler,

Sizin elinizde de yoktu.

Olsa verirdiniz, inanıyorum.


Sizin de çocukluğunuz kolay geçmedi.

Yaşadığınız zorlukları biliyorum.

Belki siz de ihtiyaç duyduğunuz desteği bulamadınız.

Bugün bunları daha iyi anlayabiliyorum.


Elinizden geleni yaptınız.

Elinizden gelenin en iyisini yaptınız.

Herkes gibi kendiniz için,

Benim için en iyisini yapmaya çalıştınız.


Kızgın değilim.


Yaşadıklarımı unutmadım.

Ama artık hayatımı o kırgınlıkların içinde geçirmek istemiyorum.


Her şeyi affediyorum. Umarım siz de affedersiniz.


Artık çocuk değilim.

Başıma gelen her şeyi kontrol edemem.

Her zaman ne yapacağımı da bilemem.

Ama öğrenebilirim.

Yardım isteyebilirim.

Hata yapabilirim.

Yeniden deneyebilirim.

Artık kendime güveniyorum.


Sizi çok seviyorum.”


Sesin Akmaz Duran / 20 Ekim 2026



Yorumlar


bottom of page