Kendimle Tanışmak
25 Ekim 2026 Pazar

Kendimle,
Sesin’le yeni tanışıyorum.
Tüm filtrelerimi, yargılarımı bir kenara bırakıp,
Sadece Sesin’e bakmaya çalışıyorum.
Sesin’i tanıyor olmaktan,
Nasıl mutluyum…
Hatırlıyorum.
İmrendiğim,
Takdir ettiğim,
İlham aldığım,
Uzaktan severek izlediğim,
O insanla tanıştığım günü hatırlıyorum.
Çok sevdiğim arkadaşımla tanıştığımda,
Yaşadığım mutluluğu hatırlıyorum.
Aynı kitaplarda,
Aynı filmlerde,
Benzer düşünce ve duygularda buluştuğum,
Tanıdıkça,“İyi ki karşılaşmışız,” dediğim
İnsanları hatırlıyorum.
Ali’yle tanıştığım günleri hatırlıyorum.
Nasıl büyük bir mutluluktu…
İlk görüşte aşk değil de,
Tanıdıkça,
Sohbet ettikçe,
Hayatı nasıl yaşadığını gördükçe,
Düşüncelerini dile döktükçe,
Hayran kaldığımı,
Beni kendine çeken,
Güçlü duygular hissetmeye başladığım günleri hatırlıyorum.
Karnımda kelebeklerin uçtuğu,
Aşkı heyecanla hissederken,
Gerçekten uçuyormuş gibi hissettiğim günleri hatırlıyorum.
Hiç olmadığım kadar güçlüydüm sanki.
Hiç yalnız değildim artık.
Öyle bir tanışma hali,
Kendimle tanışmak.
Geçenlerde Ters Yüz 2 filmini izlerken,
Yepyeni şeyler farkına vardım.
Gözyaşlarım durmaksızın aktılar.
Benlik algısı.
Kendi benlik algımı düşündüm.
Bugüne kadar,
Utanç,
Korku,
Kaygı,
Üzüntü,
Öfke duygularıyla,
Ama bu duyguları görmezden gelerek,
İnkar ederek yaşadığımı fark ettim.
Mutluluk da var tabi ama,
Hiç biri tam değil.
Diğerini yaşamaya fırsat vermediğim,
Kabul etmediğim için,
Ne mutluluğu,
Ne de üzüntüyü tam yaşayabiliyorum.
mış gibi yaparak geçen bir yaşam.
Kabul etmediğim,
Üstünü örttüğüm,
Sakladığımı sandığım şeylerin,
Başka biçimlerde karşıma çıktığını görüyorum.
Sakladıkça,
Daha güçlü çıkıyor ortaya.
Mükemmel olmalıyım.
Her şeyi kontrol etmeliyim.
Hata yapmamalıyım.
Benlik algımı da,
Bu dengesizlik oluşturmuş.
Duygularımı susturdukça,
İçimde başka sesler yükselmiş.
Zamanla,
Kendimi bu seslerin söylediği kişi sanmışım.
“Yetersizim.”
“Değersizim.”
“Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.”
“Yeterince iyi değilim.”
“Mükemmel olmalıyım.”
“Hata yapmamalıyım.”
“Her şeyi kontrol etmeliyim.”
“Sakın kendini bırakma.”
“İçinden geldiği gibi davranma.”
Kendi ihtiyaçlarıma bakmak yerine,
Diğer herkesin ihtiyaçlarını bildiğimi sanmış,
Kafamda ihtiyaçlar oluşturmuş,
Kendimi feda ederek,
Bu ihtiyaçları karşılamaya çalışmışım.
“Bütün zorbalıklar başka birinin ihtiyaçlarını tamı tamına anlama iddiası taşır.”
Demiş Adam Phillips Kaçırdıklarımız kitabında.
Adam Phillips’in,
Kaçırdıklarımız,
Yaşanmamış Hayata Övgü kitabını,
Yavaş yavaş okuyorum.
Bazen her sayfayı beş kere okuyarak.
Aradığım her şeyi yazmış sanki…
Sadece bu kitap değil,
Bu ara aradıklarımı her yerde görür oldum.
“Neye ihtiyacımız olduğunu ben bilirim.
Birinin bunları yapması gerek.
Bunları benden başka yapacak biri yok.
O zaman ben yapmalıyım.
Kendimi feda ederim.
Buna değer.”
Kendimi feda ettikçe gelen mutsuzluk hali…
Bu da bitsin,
Çocuklar bir büyüsün,
Şu okul bir bitsin,
Evi bir yaptıralım,
Şu kiloları da vereyim,
Para kazanayım…
Ondan sonra bakarız.
O zaman nasıl yaşamak istediğimize bakarız.
Bugün yaşamak yok.
Geçmişe pişmanlıkla bakmak,
Yaşamayı hep geleceğe ertelemek…
Sesin senin için ne zaman başladı bu döngü?
Ne zaman bugünden umudunu kestin?
Ne zaman kendin olmaktan vazgeçtin?
Öyle eski ki,
Hatırlayamıyorum.
Biyolojik olarak,
Rahme düştüğüm an başladı sanırım.
Kendisi olamayan,
Kendisi olmalarına rehberlik edilmeyen,
Kendiyle tanışamayan bir anne babanın,
Çocuğu olarak geldim dünyaya.
Dünyada tamamen kötü biri olduğunu düşünmüyorum.
Dünyada tamamen iyi biri olduğunu da düşünmüyorum.
Denge var.
Yin Yang gibi.
“İnsanlar bizi hüsrana uğratarak gerçeklik kazandırır; hüsran duygusu yaratmadıkları müddetçe fantezi figürleri olarak kalırlar.
Hikâyede aşağı yukarı şöyle denir: Başkaları bizi kâfi ölçüde hüsrana uğratırlarsa bizim için gerçeklik kazanır, yani karşılıklı bir şey alıp verebileceğimiz insanlara dönüşürler; fazla hüsrana uğrattıklarındaysa fazlasıyla gerçeklik kazanıp eziyet çektirmeye başlar ve zarar verme ihtiyacı duyduğumuz insanlara dönüşürler.
Bizi çok az hüsrana uğratanlar idealize edilir, hayali karakterlere dönüşür ve arzu duyduğumuz insanlar olurlar; çok fazla hüsrana uğratanlarsa şeytani bir kimlik kazanıp kâbusa dönüşürler.” diye yazmış Adam Phillips.
İnsanları yalnızca iyi ya da kötü diye ayıramayacağımı düşünüyorum.
Kendinden kaçan anne babam,
Benim de neye ihtiyacım olduğunu görememiş olabilir.
Çocuğun ihtiyacını anlayabilir miyiz?
Tam olarak anlamamız gerekir mi?
Bunu da Adam Phillips’in satırlarını ekleyerek,
Anlatma işini kolaylaştırmaya çalışacağım.
“Çocuk için kavrayacak yani anlayacak bir şey yokken anne için vardır. Anne kavrayamazsa, çocuğun neye ihtiyacı olduğunu idrak edemezse çocuk kavranacak bir şey olduğunu, kendisiyle ilgili –mesela neye ihtiyacı olduğu gibi– başka birinin kavraması gereken bir şey bulunduğunu bilme şansına asla erişemeyebilir.
Bebeklerin aramıza dahil olmak için bir şeyleri kavraması gerektiğini düşünmeyiz ama annelerin çocuklarının ihtiyaçlarını kavraması gerektiğini düşünebiliriz. Annelerin bilmesi gerekir ve bu hiç şüphesiz onları büyük bir baskı altına sokar. Bebeklerinin hislerini ne denli iyi kavrasalar da onların neye ihtiyacı olduğunu her zaman kavrayamazlar. Yani kaçınılmaz bir şekilde bebeklerine, onları kavramaktan âciz bir anneye sahip olma deneyimini yaşatırlar, ama bu kavrayamama durumu her zaman felaketle sonuçlanmaz. Sadece çocuğun kafasındaki ideal, mükemmel, özlenen anne her şeyi kavrar. Bir başka deyişle, anlamamak ve anlaşılmamak insanı mükemmelliğin zorbalığından kurtarır (ihtiyaç karşısında yapabileceğimiz en iyi şey her zaman anlamak değildir).”
Kendinden kaçan anne babam,
Benim de neye ihtiyacım olduğunu görememiş olabilir.
Bunu anlıyorum. Gönülden anlıyorum. Şefkatle anlıyorum.
O gün ellerinde ne varsa, bana verdiklerine inanıyorum.
Onları anlayabiliyorum.
Ama artık onları anlayabilmek için
Kendi yaşadıklarımı küçültmem gerekmiyor.
Ailemden uzak büyümek,
Başkalarına yük olmamaya çalışmak,
Küçük yaşta okula başlamak,
İhtiyaçlarımın karşılanmıyor oluşu,
Bir ihtiyacım olduğuna,
İhtiyaçlarımın karşılanabileceğine dair,
Umudumu yitirmeme sebep olmuş olabilir.
Anaokulunda çizdiğim resimlerin beğenildiğini,
Yarışmalara katılmam için teşvik edildiğimi hatırlıyorum.
Ama okulda akranlarım uyurken,
Resim yaptığımı hatırlıyorum.
Onlar küçük kağıtlara çizerken,
Bana büyük kağıt verildiğini hatırlıyorum.
Bu bana gurur veriyordu.
Ama diğer yandan,
Sevdiğim resim yapma eyleminin,
Beklentilerle,
Eziyete dönüştüğünü,
Beni yorduğunu hatırlıyorum.
Anılar konusunda yanılıyor olabilirim.
Ama hissettiğim duygunun beni yanıltmayacağını,
Biliyorum artık.
Anıyı yanlış hatırlıyor olabilirim,
Ama hissettiklerim gerçek.
İlkokula başladığımda,
Okul dışında,
Ailemin hazırladığı,
Ek çalışmalar yaptığımı hatırlıyorum.
İlgili bir anne babayla büyümek,
Gerçekten müthiş.
Fakat ilkokul birinci ya da ikinci sınıfta,
Hayat bilgisi sınavında,
Bir tarih sorusunu yanlış yanıtladığım için,
Karşımdaki yetişkinin ellerinin titrediğini,
İçmek üzere içinden sigara almak için,
Eline aldığı sigara paketini,
Bana da uzattığını hatırlıyorum.
Ne yaptığını farkında değildi.
Hata yapmama tahammülü yoktu sanırım.
Bir tarih sorusunu yanlış cevaplamıştım. Hepsi buydu.
Beklentilerin bende yarattığı etkiyi şimdi daha iyi anlıyorum.
Ödevimi unuttuğumda cezalandırılıyordum.
Yemek yemediğimde sofradan kalkamıyordum.
Dışarıda oynarken çok kirlendiğimde eve alınmadığım oluyordu.
Dikiş dikerken ortalıkta bıraktığım iğneler,
Birine battığında, ki bu çok sık oluyordu,
Bana yönelen kızgın bakışları unutamıyorum.
Aç olmasam da yemem gerekiyordu.
Üşümesem de giyinmem gerekiyordu.
Ödevlerim mükemmel,
Akademik başarım yüksek olmalıydı.
Takdir belgelerim çerçevelenip,
Bir sanat eseri gibi duvara asılıyordu.
Bundan gurur duyuyordum.
Ama hata yapmam hoş karşılanmıyordu.
Ne yapıyorsam güvende olmak,
Kabul görmek,
Sevilmek için yapıyordum.
Aksi halde güvende hissetmiyordum.
Ceza alıyor,
Yalnız bırakılıyor,
Utandırılıyor,
Duygusal mesafeye maruz kalıyordum.
Küçükken bir şekilde idare ettim.
Fakat büyüdükçe durum değişti.
Ergenlikle dengeler alt üst oldu.
Ergenlik gibi muhteşem bir büyüme evresinin,
Neden problemli bir dönem gibi algılandığını,
Artık daha iyi anlıyorum.
Ergenliğe kadar bana güçsüz,
Değersiz,
Yetersiz,
Kötü hissettiren ne varsa,
Ergenlikle beraber,
Hepsini birer silaha çevirdim.
Ergenliğe kadar biriktirdiklerimiz,
Dünyayı yok edecek kötü bir güce de dönüşebilir,
İyileştirecek bir yeteneğe de.
Joker filmi geliyor aklıma.
Joker aslında ne iyi, ne naif bir adamdı.
Filmi izlerken Jokere dönüştüğü için suçlayamıyorum onu.
İçindeki iyi adamı görecek tek bir insan bulamadı.
Uyumlu çocuk gitti,
Uyumsuz ergen genç geldi.
“Sende bir sorun var.”
“Bu çocukta bir sorun var.”
Giderek ben de
“Bende bir sorun var.” demeye başladım.
Psikologlara götürüldüm.
Antidepresan ilaçlar kullandım yıllarca.
Günde 20 saat uyuyordum.
Gecem gündüzüm birbirine karışıyordu.
Okula gidemiyordum.
Devamsızlık sorunlarım arttı.
Okulla sorunlarım arttı.
Madem sorunluyum,
Öyle davranmakta sorun yok diye düşündüm.
Aileme maddi, manevi zarar vermeye çalıştım.
Üzmek için uğraştım.
Bir dönem resim dersinden bile zayıf not almayı başardım.
Okulu bıraktım.
Evden kaçtım.
İntihar girişimim oldu. 2 kez.
Yaşamak istemiyordum.
“Sen ne çekmiş olabilirsin?”
“Senin yüzünden ayrıldık.”
“Senin yüzünden okuyamadım.”
“Senin yüzünden bunları yaşıyorum.”
“Keşke seni doğurmasaydım.”
“Keşke olmasaydın.”
Kimseye öfkeli değilim.
Bunlar öfkeyle söylenmiş, yapılmış şeyler.
Biliyorum.
Ben de çocuklarıma benzer hataları yaptım.
Onlara hiç istemediğim sözler söyledim.
Hiç istemediğim şeyler yaptım.
Ama yaptım.
“Öfkeyle söyledim.
Öfkeyle yaptım.
Olur o kadar.
Ben iyi bir anneyim.
Neler yapıyorum onlar için.” diye avuttum kendimi.
Aileme kızmıyorum.
O günkü Sesin’e kızmıyorum.
Ailem doğru bildiğini yapmaya çalışıyordu.
İyi bir anne baba olmaya çalışıyorlardı.
Sesin de iyi bir anne olmak için çabalıyordu.
Kimsenin niyetinden şüphem yok.
Ama tüm bunları bilmek,
Yapılanların yanlış olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bir çocuğa,
Öfkeyle bile olsa,
Böyle sözler söylendiğinde,
Görülmediğinde,
Anlaşılmadığında,
Kendisine söylenenlere inanabiliyor.
Ben inandım.
Bir çocuk,
Bir genç,
Bunu kaldırabilecek,
Herkese rağmen kendine güvenip,
Yola devam edecek güce sahip olmayabiliyor.
Tüm bunlarla inşa ediyor,
Benlik algısını.
O günkü çocuk Sesin,
O günkü genç Sesin,
Bunu kaldıracak güce sahip değildi.
Hep istedi ama yapamadı.
Onlar çocuk,
Bense yetişkin olmalıyım.
Çocuklarımın ihtiyacı olan yetişkin olabilmek için,
Çocuk Sesin'e dönüp onu anlamaya,
Onun yanında olmaya çalışıyorum.
Onun en orijinal hâlini görmeye çalışıyorum.
Ergenlikle beraber,
Olmak için özellikle çabaladığım o uyumsuz,
İsyankâr,
İntikamcı,
Boş vermiş hâlim,
Ne zaman yeniden kendi ihtiyaçlarını görmezden gelen,
Kendini başkaları için feda eden birine dönüştü?
Bunu düşünüyorum.
Benden beklenen her şeye karşı,
Güçlü bir karşı duruş sergiledim.
Herkes benden umudunu kestiğinde,
Üzerimdeki baskı kalktığında,
Yeniden çalışmaya başladım.
Üniversiteye girdim.
Kendi kararlarımı almaya başladım.
Kendimi yeniden güçlü hissettim.
İşte tam da o dönemde,
Başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için,
Kendi ihtiyaçlarımdan vazgeçmeye,
Yeniden istekli olduğumu hatırlıyorum.
Çok sevdiğim biri zor durumdaydı.
Eski çaresiz günlerimin,
Benzerlerini yaşıyordu.
Okulu bırakmayı,
Yapmak istediğim şeylerden vazgeçmeyi,
O’nu kurtarmayı düşündüm.
Yapacaktım.
Gidip onu yanıma alacaktım.
Bir iş bulacaktım.
Okul, gelecek planlarım ne kadar önemli olabilirdi ki?
Bir insanın hayatı söz konusuydu.
Üniversitede okumak,
Benim için bir lüks,
Şımarıklık gibi geliyordu.
Ben burda keyfime bakıyor,
Üniversite hayatının avantajlarından yararlanıyordum.
O ise çaresizlik içindeydi.
Onu kurtarmalıydım.
Eskiden sağlık karnesi kullanırdık.
Sayfalarca yazılırdı karnemize ilaçlarımız.
Üniversitenin psikiyatristine gidiyordum.
Bana ilaç yazıp gönderiyordu.
Aynı hastanede,
Başka bir sorunum için,
Pratisyen bir hekime gittim.
Rahatsızlığım için ihtiyacım olan ilaçları yazarken,
Karnemin diğer sayfalarına baktı.
Neden bu kadar antidepresan kullandığımı sordu.
Böyle uygun görüldüğünü söyledim.
Sorgulamamıştım.
Ailem öyle uygun görmüştü.
Sonra da sorgulamadan devam etmiştim.
Doktorumla konuşup konuşmadığımı sordu.
Konuşmadığımızı söyledim.
Daha fazla ilaca değil,
Sohbet etmeye ihtiyacım olabileceğini söyledi.
“Haftada bir gün, şu saatlerde boşum.
Sen de istersen,
Bana gelebilirsin.
Sohbet eder,
Neler oluyor bir bakarız.” dedi.
Kabul ettim.
Düzenli ziyaret etmeye başladım.
Sakin bir sinir sistemine sahip,
Aklı başında tek bir yetişkin,
Bir çocuğun, bir gencin hayatını değiştirebilir.
Bu doktorun,
Çok güçlü bir etkisi oldu hayatımda.
Aslında benden hiçbir fedakârlık beklemeden,
Kendini feda etmeden,
Beni kontrol etmeye,
Değiştirmeye çalışmadan,
Sadece yardım ederek,
Çok önemli bir şey göstermiş.
Anlamamışım.
Keşke adını, kim olduğunu hatırlayabilsem….
Keşke benim hayatıma nasıl bir etkisi olduğunu,
Bana ayırdığı haftada bir saatin,
Bende ne büyük değişimlere sebep olduğunu,
Kendisine anlatabilsem.
Sohbetlerimiz sayesinde,
Okulu bırakmaktan vazgeçtim.
Çok çalıştım.
Okulu dereceyle bitirdim.
Yurt dışına gittim.
Yüksek lisans eğitimi aldım.
Tüm hayallerimi gerçekleştirdim.
Bana ihtiyacı olduğunu düşündüğüm,
Ben olmazsam mahvolacağını düşündüğüm kişi,
Hayatına devam etti.
Ben hayatımdan vazgeçmediğimde,
Onun hayatı da mahvolmadı.
Bir şekilde yolunu buldu.
Birinin bana ihtiyaç duyduğunu düşünmem,
O kişinin bensiz yapamayacağı anlamına gelmiyor.
Ama bunu bilmek,
Kendimi başkalarından sorumlu hissetmeme engel olmadı.
Bir şeyi anlamak, yıllardır alıştığın gibi davranmayı bırakabildiğin anlamına gelmiyor.
Kendimi istemediğim durumların içinde bulmaya devam ettim.
İstemediğim tepkiler,
Yapmak istemediğim,
Yanlış olduğunu bildiğim,
Ama yapmaktan geri duramadığım şeyler…
Çünkü tek bildiğim buydu.
Bildiğim yol,
En tanıdık yoldu.
Bana iyi gelmese bile.
Bildiğim dili konuşmak kolay.
Yeni bir dil öğrenmekse ne kadar zor…
Belki de kendi ihtiyaçlarımı önemsemeyi ilk kez öğrenmiyorum.
Uzun zamandır konuşmadığım bir dili yeniden öğreniyorum.
Peki, başkalarını kurtarmak neden bana bu kadar tanıdık geliyordu?
Sanırım kendimi güçlü hissetmeye başladığımda,
Bu gücü başkalarını kurtarmak için kullanmaya başladım.
Bir zamanlar ihtiyaç duyduğum,
Yanımda olmasını istediğim insana dönüşmeye çalıştım.
Kimse benim yaşadıklarımı yaşamasın.
Kimse kendini yalnız,
Çaresiz,
Değersiz hissetmesin istedim.
Çocukken başarılı olarak kazanmaya çalıştığım sevgiyi ve kabulü,
Bu kez başkalarının hayatını kolaylaştırarak,
Sorunlarını çözerek kazanmaya çalıştım.
Birine yardım edebilmek,
Bir şeyi düzeltebilmek,
Bana güçlü,
Değerli,
Kontrol sahibi olduğumu hissettiriyordu.
Ama bir süre sonra,
Yardım edebilmekle,
Yardım etmek zorunda olmak arasındaki sınırı kaybettim.
Başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak,
Kendi ihtiyaçlarımla yüzleşmekten daha kolay,
Daha tanıdık geldi.
Belki de çocukken başkalarının beklentilerine uymak zorunda olmaktan kurtulmuştum.
Ama kendimi değerli hissetmek için,
Sürekli bir şeyler yapmak zorunda olduğum inancından kurtulamamıştım.
Başkalarını kurtarmaya çalışırken,
Kendimi yine geride bırakmıştım.
İşe yarar bir evlat olmalıyım.
İşe yarar bir eş olmalıyım.
Kimse beni olduğum gibi sevmez.
Bir şey almak için,
Mutlaka bir şey vermeliyim.
Fedakâr olduğumda,
Kimse bana kızamaz,
Beni reddedemez.
Vazgeçilmez olurum.
İhtiyaçlarımı görmezden gelerek,
Kabul görmek için fedakârlık yaparım.
Tükendiğimde ise,
Öfkelenirim,
Kırıp dökerim.
Peki, kim istemişti benden bütün bunları?
Ben. Ben istemiştim.
Bunu anlamak için geçen 41 yıl…
“Bende bir sorun var ama ne?”
Sorusuyla geçen onlarca yıl.
Bir rahatsızlık yaşadığımızda,
Doktora gider,
Ne olduğunu anlamaya çalışırız.
Çünkü ne olduğunu anlamak,
Çözüm bulmanın ilk adımı olabilir.
“Otizm spektrumundayım.”
“Bende DEHB var.”
“Bağımlı kişiliğe sahibim.”
“Kontrol manyağıyım.”
“Borderline teşhisi kondu.”
“Bipolar olabilir.”
Son yıllarda,
Böyle tanımlamalarla,
Yaşadıklarıma bir açıklama bulmaya çalıştım.
Belki bazıları doğruydu.
Belki değildi.
Ama hiçbiri,
Tek başına,
Aradığım cevabı vermedi.
Bir tanım bulduğumda,
Kendimi anlayacağımı düşündüm.
Oysa kendimi tanımlamaya çalışırken,
Kendimi tanımayı ihmal etmiş olabilirim.
“Ben böyleyim.”
Deyip çaresiz hissetmek yerine,
“Neden böyle davranıyorum?”
Diye sormaya başladım.
Kendi ihtiyaçlarıma odaklandığımda,
Mucizevi bir şey oldu.
Kafamdaki susmak bilmeyen sesler,
Durmadan koşturan düşünceler,
Sakinleşti.
Kendimi daha iyi dinler oldum.
Daha iyi anlar oldum.
Daha yaratıcı,
Daha üretken,
Çok daha özgün hissediyorum.
Zorluklar ortadan kalkmadı.
Ama onlarla baş etmek kolaylaştı.
Tahammülüm arttı.
Kendime de,
Başkalarına da.
Sanki bütün o gürültünün altında,
Uzun zamandır sesini duyamadığım biri varmış.
Peki, bütün bu beklentilerin,
Fedakârlıkların,
Korkuların,
Suçluluk duygusunun altında,
Kim vardı?
Sesin nasıl bir insan?
Neleri seviyor?
Nelerden keyif alıyor?
Neye merak duyuyor?
Kimse ondan bir şey beklemediğinde ne yapmak istiyor?
Kendini kanıtlamaya çalışmadığında nasıl biri oluyor?
Sesin’i ilk kez tanıyor olduğumu hissediyorum.
Yeni biriyle tanışmışım,
Tanıdıkça daha çok merak ediyormuşum gibi.
Âşık olduğumda hissettiğim mutluluğa benziyor.
Onu tanımaktan büyük keyif alıyorum.
41 yıl boyunca başkaları tarafından kabul görmek için uğraşan biri,
Şimdi ilk kez kendi arkadaşlığından keyif alıyor.
Sesin, ismi gibi, sevginin sesi gibi,
Sevginin kendisi olduğunu hisseden biri.
Hassas bir yüreği var.
Çok kırılgan,
Nazik,
İnce ruhlu dedikleri kişilerden…
Ama artık bu kırılganlık,
Onun en güçlü malzemesi.
Sesin’i güçlü yapan şey,
Hassas kalbi.
Dans etmekten,
Müzikten,
Sanatın her dalından,
Kendini ifade etmenin,
Her biçiminden,
Büyük keyif alıyor.
Çiçekleri seviyor,
Hayvanları seviyor,
Çocukları seviyor,
İnsanları seviyor,
Dünyayı seviyor.
Öğrenmeyi,
Keşfetmeyi çok seviyor.
Sevdiği işi aşkla yapıyor,
Yaparken dünya duruyor sanki.
Kimse bölmesin,
Rahatsız etmesin istiyor.
Elinden oyuncağı alınmış,
Oyundan koparılmış çocuk gibi,
Öfkeleniyor.
Kıskanıyor.
İmreniyor.
Hiç bir şey yapmayanlara,
Bununla mutlu olabilenlere özeniyor.
Aşık olanlara özeniyor.
Spor yapanlara,
Sağlıklı beslenenlere,
Kendini güzel hissedenlere özeniyor.
Kendini kabul edenlere özeniyor.
Müzikle ilgilenenlere özeniyor.
Özgürlüğe özeniyor.
Yapabilmeye özeniyor.
Harekete geçenlere özeniyor.
Özdisipline sahip olanlara özeniyor.
Yalnızlığı seviyor.
Yalnız uyumayı,
Yalnız yemeyi,
Yalnız seyahat etmeyi,
Yalnız yapmayı,
Kendiyle olmayı çok seviyor.
İçe dönük olabilir,
Ama diğerleriyle,
Sevdikleriyle,
Yeni insanlarla olmayı,
Sohbet etmeyi,
Paylaşmayı da çok seviyor.
Yüzeyde olmak tatmin etmiyor.
Öğrenirken de,
İlişkilerde de,
Üretirken de,
Hep derinlere inmeyi seviyor.
İstiyorum. Çok şey istiyorum.
Ama artık biliyorum.
Her şeyi yapamam.
Her şeyi öğrenemem.
Her yerde olamam.
Her şeyi aynı anda yaşayamayabilirim.
Ama seçebilirim.
Birini seçtiğimde,
Diğerlerinden vazgeçebilirim.
Yapamadıklarımla,
Yetişemediklerimle,
Olmadıklarımla barışabilirim.
Bir şeyi istemek,
Ona sahip olmak zorunda olduğum anlamına gelmiyor.
Bir başkasının hayatına imrenmek,
Kendi hayatımdan memnun olmadığım anlamına gelmiyor.
Artık mutluluğumun önüne koşullar koymuyorum.
Bugün mutluyum.
Sorunlarım varken de,
Yapamadıklarım varken de,
İstediklerime ulaşamadığımda da.
Artık her şeyi kontrol etmeye çalışmıyorum.
Hata yapabilirim.
Hayatın getirdiklerini kabul etmeyi,
Değiştirebileceklerim için çözüm aramayı,
Değiştiremeyeceklerimle yaşamayı öğreniyorum.
Öfkeleniyorum.
Üzülüyorum.
Kıskanıyorum.
Korkuyorum.
Kaygılanıyorum.
Ama artık bu duygularla kavga etmiyorum.
İnkar etmiyorum.
Onları duyabiliyorum.
Ne anlatmaya çalıştıklarını merak ediyorum.
Öfkelendiğimde bağırmak zorunda değilim.
Kırıldığımda kırmak zorunda değilim.
Korktuğumda, kaygılandığımda,
Kontrol etmek zorunda değilim.
Duygularımı hissedebilirim.
İhtiyaçlarımı ifade edebilirim.
Sınırlarımı koruyabilirim.
Bunları yaparken nazik kalabilirim.
Her istediğimi elde etmek zorunda değilim.
Her düşündüğümü gerçekleştirmek zorunda değilim.
Her şeyin üstesinden gelmek zorunda değilim.
Mutlu olmak için,
Başka bir hayata,
Başka bir bedene,
Başka bir insana dönüşmek zorunda değilim.
Çünkü mutluluk,
Bir gün ulaşacağım bir yerde değilmiş.
Burada.
Benimle.
Sesin Akmaz Duran / 25 Ekim 2026 Pazar




Aslında istediğimiz çoğu şey gerçeğe bağlanıyor. İyi de olsa kötü de olsa gerçeğin peşinden koşmak, onu kabul edebilmek ve sandıklarımızdan sıyrılmak herkese çok iyi gelen şey… Ama çok derinlerde bıraktığımız şeyi özellikle aramadan bulmak, çıkarmak ve kabul etmek çok zor… Sesinizi duymak, bizimle paylaşmanız o kadar iyi geliyor ki iyi ki varsınız…