top of page

Birbirimizin kıymetini anlamak

  • sesinakmaz
  • 10 Tem 2025
  • 6 dakikada okunur

8 Temmuz 2025 Salı

Bu sabah erkenden, kendi kendime uyanmanın mutluluğunu yaşadım. Geç yatıp zar zor kalkmayı ne kadar sevmediğimi, bana iyi gelmediğini bir kez daha anladım. Ayrıca sabah ilk uyanan olmanın, yalnız olmanın keyfini çıkardım demek isterdim ama sadece otuz dakika sonra Derin ve Merin uyanmış, aşağı indiler. Olsun, uyanmalarına çok sevindim.


Genellikle mutlu olduğumuz ama zaman zaman belirsizlik nedeniyle iç sıkıntısı hissettiğimiz bugünlerde, Derin babasının göründüğünün aksine, aslımda mutsuz olduğunu düşünerek üzülüyor. Dün akşam bolca sohbet edip göz yaşı dökmüşler. Derin bu sabah morali bozuk ve hasta hissettiğini söyledi. Koltuğa devrilip eline bir çizgi roman aldı ve okumaya daldı. Önümüzde bir çok zorluğu ben de görüyorum ama hala çok şanslı olduğumuzu hissediyorum. Kiminle konuşsam, kendi halime şükrediyor, sevdiklerimin sıkıntılarına daha çok üzülüyorum. Eskiden olsa, Derin’in bu sabah hissettiği sıkıntıyla ben de hareket edemez halde olurdum. Okumalarım, terapi sürecim, yalnızlığım boyunca kendimle yüzleşme, kendimle ilgili gerçekleri görme cesaretini gösterdim. Artık biliyorum ki insanoğlu tembellik etmeye, anne karnındaki yaşamını sürdürmeye oldukça istekli. Mitlere ve bazı dinlere göre insan dünyaya cezalandırılmak üzere gönderilmiş. Erkekler hayatları boyunca çalışıp ailelerini geçindirmekle, kadınlar doğum yapmakla cezalandırılmış. Yaşamak denen şey sürekli bir gayret, var olma mücadelesi ve tüm zorluklardan bağımsız yaşamın kendisi insanoğlu için oldukça zor. Ancak tüm bunları anlayıp, kendi kaçışlarımı, tembellik etmeye bulduğum bahaneleri görünce buna son verebildim. Gerçekten ayağa kalkamayacak kadar hasta olmadığım sürece her gün tüm sorumluluklarımı yerine getirmeye devam ediyor, arı gibi çalışıyorum. Beni canlı tutan, sağlıklı kılan şey bilinçli bir amaçla her yeni güne başlayıp çabalamak. Eskiye göre ne olup bittiğini daha iyi idrak edebildiğim için, bugün Derin’in davranışının tembelliğe kaçış olduğunu görebiliyorum. Günlük çalışma alışkanlıklarını oturtmaları için Derin ve Serin’e bir liste hazırladık. Listedeki görevlerini her gün yerine getirip işaretliyorlar. Bize haz veren, mutlu eden, keyfi isteklerimizi eyleme dökmeden önce bu listeye bakıp, sorumluluklarımızı ne kadar yerine getirdiğimize bakacağız. Eğer elimizden geleni yaptıysak, rahat rahat tatil yapıp, keyiflerimize vakit ayırabiliriz. Derin listedeki görevlerin hepsini sadece iki gün tamamlayıp, üçüncü gün bir kaçış bulmaya çalıştı. Bunu net olarak görebiliyordum. Hasta hissediyor olabilir, bunu anlarım. Fakat bazen o run halinden çıkıp hareket ettiğimizde, eyleme geçtiğimizde, önümüzdeki işten kaçmak yerine tamamladığımızda çok daha sağlıklı ve iyi hissedebiliyoruz. Derin’e bundan kısaca bahsettim ve uzatmadan kendi işime baktım.


Derin bir süre sonra kalkıp çalışmalarına başladı. Bitirdiğinde çok daha iyi hissettiğini, hasta olmadığını, enerjisinin yerine geldiğini söyledi. Görevlerini yerine getirmenin kendisine iyi geldiğini, kafasının gün boyunca çok daha rahat olduğunu dile getirdi. Benim de okulsuz hayata bakışım yıllar içinde deneyimlerimle harmanlanarak çok değişti. Hayatımın 40 yılını geride bırakacağım bugünlerde, her şeyde olduğu gibi, okulsuz hayat felsefemizde de uçlarda yaşamak değil, bir dengede kalmak istiyorum.


Merin, henüz sadece vücudunu yapabildiğim yeni tavşan figürününün ne olduğunu anlamaya çalıştı. Kulaklarını tutturunca ne olduğunu daha iyi anladı. Hoşuna giden yeni bir şey gördüğünde hep söylediği gibi “Ooo!” dedi. Özellikle çocukların hayal dünyalarını, yaratıcıklarını geliştirecek şeyler yaratmayı çok seviyor, dikiş dikmeyi, bir kumaşın en sevdikleri figürlere, oyun kahramanlarına, hayali arkadaşlara dönüşmesini sihirli buluyorum. Yüzü yapmak için minik siyah boncukların daha kolay olacağını anladım ama boncuğumuz yoktu. Tavşanı ortaya çıkmak için biraz daha beklemek zorundaydık.


Serin de uyanıp zaman kaybetmeden çalışmalarını bitirdi. Merin her sabah yaptığı gibi önce köpeği, sonra kedileri doyurup sevdi. Beraber atlara bakım verdik. Derin çalışıyor diye atlara bakma, balkonu yıkama işini ben yaptım ama biliyorum ki yapmamalıyım. Zamanını iyi yönetmeyi öğrenmeli.


Derin ve Ali, zaman zaman “Sen her gün neler yazıyorsun?” diyorlar. Ali sanırım bazen, bazı bölümleri okuyor. Hepsini okuduğunu sanmıyorum, okuyor musun diye sormuyorum. Bir gün bana kendisinin yazdığı koca bir paragraf göndermiş. Yanına gittiğimde, olayları kendi gözünden, kendi hisleriyle yazdığı bir paragraf okudu bana. Ali kitap okuyan, yazmayı seven biri olmadığı için çok şaşırdım, beraber çok da güldük. Benim aleyhime yazsa da, duygularından, olayları yaşayış şeklinden bahsettiği yazılar yazmasını yalnızca destekler, memnun olurum. Ama sadece bir kereliğine “Bak ben de istesem yazabiliyorum!” demek için yazdığını anlayıp o günü tebessümle geride bıraktık.


Derin bugün yine “Anne neler yazıyorsun?” diye sordu. Ben de “Merak ediyorsan okuyabilirsin.” dedim. Banyoyu temizlediğim sırada yanıma gelip “Anne okudum. Çok şaşırdım. Sen kitap yazmak istediğini söylediğinde, sesli değil ama içimden ‘Annem nasıl yazacak ki o kadar uzun kitabı. Zor olur.’ diye düşünmüştüm. Fakat sen her gün sanki kitabının sayfalarını yazıyorsun. Cümlelerini çok beğendim. tüm bunları kitaplaştırabilirsin. Öylesine değil, profesyonel görünüyor. Yani Saftrik ya da Tom Gates gibi değil, Vahşi Robot tarzında, içeriği daha zengin, daha kaliteli bir ürün koyuyorsun ortaya.” deyip bana oldukça önemli bir geri bildirim verdi. Açıkçası ben de Derin’den böylesine derin, güçlü ve olumlu bir geri bildirim aldığıma oldukça fazla memnun oldum. Bunu sözlerimle ifade ettim. “Anne bu kadar mutlu olduysan her zaman okur, beğendiğimi söylerim.” dediğinde, içinden geldiği gibi davranıp gerçek düşüncelerini söylerse daha mutlu olacağımı anlattım. Çocukların böyle güzel büyüyor olmaları, aramızda geçen diyalogların da bizler gibi büyüyor, olgunlaşıyor oluşunu büyük bir tatmin hissederek deneyimliyorum. Beğenilmek, takdir edilmek hepimizin ihtiyacı. Bugün anladım ki en çok çocuklarım, kocam yaptığım işleri beğendiğinde, takdir ettiğinde mutlu oluyorum. Diğerleri beni överken, en yakınlarımın beni, çabalarımı görmemesi en kötüsü olurdu.


Bugün Sesin’e övgü günü gibi bir gün, çok şanslıyım. Ali’yle mesajlaşırken, bugünlerde başına gelen bazı olaylardan yola çıkarak, benim kıymetimi anladığını söyledi. Bunlar bizim için tarihi konuşmalar. Ali ancak goy goy yapmak, eğlenmek için çok konuşmayı seven biri olduğundan, bu tür övgüleri çok nadir duyarım. Her yaz sezon açıldığında olduğu gibi, bugünlerde bizimle evde pek vakit geçiremediğinden, kendisinden beklentim azaldı. Kaderime razı olup, Ali yokmuş gibi her işi devam ettirmeye uğraşıyorum. “İnan ben de senin kıymetini anladım. Ali olsa da şu işin ucundan tutsa demiyorum sen evde yokken. Kızmıyorum sana. Ama yine eskiye dönerim. Destek bekler, başının etini yerim. Dır dıra devam ederim.” dedim. “Sen yanımda ol da benden iste, benden bekle, bana dır dır et, bana ne istersen yap.” dedi. Güldüm, çok güldüm. “Silerim bu konuşmaları ama, delil bırakmam.” dedi. “Konuşmamızın fotoğrafını çektim bile.” dedim. Bu sefer de “Çek, sen çek, kaydet, beni rezil et, yeter ki sen rezil et.” demeye başladı. Her güzel şeyin bir sonu olduğu için sevgi sözcükleriyle muhabbetimize son verdik.


Sonra Ali’ye Fatih Altaylı’nın kızı Zeynep Altaylı’nın mektubundan bir kısmı gönderdim. Her zaman “Zımba gibiyim!” diyen gazeteci Murat Ağırel, “Sadece karım bana kızdığında zımba gibi olmuyorum.” demiş. Zeynep de babasına “Hande sana kızgın mı deseler daha çok korkardın, yoksa hapse gireceksin deseler mi? Ben cevabı biliyorum.” diyerek, biraz da abartarak en büyük korku ve üzüntüsünün, karısının kendisine kızgın olması olacağını ima etmiş. Ali bunu izleyince “Tam olarak benim duygularımı anlatmışlar.” dedi. Eskiden buna inanmazdım. Buna beni ikna eden terapistim oldu. “Ali Bey her şeyle baş ediyor da, en çok siz ona kızdığınızda olumsuz etkileniyor, sizin yüzünüzün ifadesi tüm gününü, hayatını etkiliyor.” gibi şeyler söyleyerek beni zamanla buna ikna etti. Ben de bu sayede surat asmalarımı, uzun soluklu öfke ve kızgınlıklarımı bir kenara bıraktım. Daha spesifik, anlım kızgınlıklarım oluyor. Hatta kızdığım kişi Ali değilse, özellikle bunu O’na söylüyorum. Genellikle Ali’yi mutlu karşılayıp, sorunları zamanı geldiğinde konuşmayı, ama gerçekten kendimi ifade ederek, kişiselleştirmeden konuşmayı öğrendim. “İnsan en çok sevdikleri iyi olsun istiyor.” lafı var ya, içinde bolca sevgi barındırıyor. Detaylara takılıp kızmak yerine, ortada apaçık duran ve ilgimizi bekleyen, varlığı büyük bir armağan olan, kolay kolay bulunmayan o sevgiye odaklanıp kalplerimizi en sevdiklerimize cömertçe açabilmek gerek.


Dünden bu yana ilişkimiz hakkında fazla romantik bir tablo mu çizdim diye düşünüyorum. Kimsenin buna fazlaca imrenip, idealize etmesini istemem. Ortada gerçek bir sevgi var ama bu sevginin, her güzel anın arkasında ödenmiş, hala ödenen bedeller var. İlişki denen şey ancak fedakarlıkla beraber yol alabiliyor.


Çocuklarla beraber Antalya’da Aslan Parkı’ndan kaçan aslanın macerasını izledik. Bir köylüyle boğuşmuş, ardından öldürülmüş olan aslana çok üzüldük. İstanbul’da gezmek için birbirine yakın mekanlar ararken, sealife gibi bir yere baktığımı görünce Derin beni çok eleştirmişti. En son esaret altındaki penguenleri gördüğümüzden beri, hayvanların tutsak tutuldukları hiç bir yere gitmek istemiyorlar. Öldürülen aslanı dehşet içinde izledik. Yakında yurt dışına gideceğimiz için çeşitli hayvan parklarının videoları izlemiş, eğer doğal yaşam parkı gibi bir yerse gidebileceğimizi düşünmüştük. Derin bunu bile istemediğini söyleyip tüm hayvanat bahçelerini protesto etti. Gururla destekledim. Yine de doğal yaşam parkları için bir açık kapı bırakıp araştırmak istiyorum.


Serin’in en sevdiği ve en yakın arkadaşı İngiltere’den, yaz tatili için bir kaç gün önce döndü.

Her gün bana ne zaman görüşebileceklerini soruyor. Bugün çalışmalarını erkenden bitirdikleri için, gidip görüşebileceğimizi söyledim. Derin pek istekli değildi, aklında yapmak istediği bazı işler varmış. Serin havalara uçtu. Gideceğimiz yer, aynı zamanda Serin’in kayıtlı olduğu okulun bulunduğu yer olduğu için, aklıma Serin’in okul durumu geldi. Bir süredir Ali’yi arayıp, en azından sınıfta kalmaması için dilekçe vermemizi istiyorlar. Bugün gitmişken bu işi de halletmek üzere müdür arayıp randevu aldım.


Mutlulukla yola çıktık. Çocuklar bizim oteldeki yemekleri beğenmeyip yemedikleri için, zaten donmuş patates kızartması yiyorlar diye köy bakkalına uğrayıp deniz kenarında yemleleri için atıştırmalık aldım. Evden çıkmadan fırında patates-köfte, biraz da düdüklü de pişirdiğim bir kaç parça kuzu tandırı yedikleri için içim rahattı. Yolda dondurma yerken Merin’in elleri kirlendi. Yolda durup Derin’den çeşmede kardeşinin ellerini yıkamasını istedim. Eğer ben araba koltuğundan çıkarırsam, biliyorum ki tekrar oturmak istemiyor ve ağlamaya başlıyor. Bir başkası yaptığında pek sorun olmuyor. Derin’e “Bunu yapabilir misin?” diye sorduğumda “Tabi yaparım anne!” cavebını aldım. Çocuklarımı sevgiyle izledim.


Okula uğrayıp dilekçe verdik. Okula hiç temas etmek istemeyişimiz sorun yaratıyor. Fakat geçmişte Derin’in yaşadığı deneyimler pek hoş değildi. Önyargılarımız var. Okula arada bir uğrayarak değil, tamamen uzak durarak devam ediyoruz. Bunun bedeli de hiç geçmeyen hafif bir karın ağrısı gibi. Pürüz hayatımızın köşesinde, hep orada duruyor. Burada yasalara nasıl karşı gelinir, okulsuzluğun yasal prosedürleri nasıl aşılır anlatacak değilim. Çünkü bu adı üstünde yasal değil ve tek bir yolu yok. Okula göre, aileye göre tüm tutum ve yaptırımlar değişir. Diğer yandan bence asıl sorun çocuğun sorumluluğunu alabilmek, çocukla bir arada bir hayat sürebilmek ve bundan mutlu olmak. Açıkçası insanları okulsuzluğa özendirmeye korkuyorum.


Mütevazı otelimize gidip arkadaşlarımızla buluştuk. Denize girdik. Çocuklar oynadılar. Biz Merin’le denizde dalgalar üstünde eğlendik. Çocuklar erkeklerle tekneye binip denizde turladılar. Sımsıcak bir kaç saat geçirip eve döndük.


Evden uzaklaşmanın bedelini yazımı bu denli geç bitirip yayınlayarak ödüyorum. Umarım yarın öğleden önce yeni yazıyı bitirmiş olacağım. İyi geceler.

Yorumlar


bottom of page