Harika Haftalar harika değiller.
- sesinakmaz
- 14 Tem 2024
- 4 dakikada okunur
12 Temmuz 2024 Cuma
Cuma gününe dair en önemli detay, çocukların kanyon yürüyüşüydü. İlk defa gidecekleri için çok heyecanlıydılar. Sabah buluşma noktasına bıraktım. Merin’le eve döndük. Çocuklarsız evde olmak çok tuhaf. Bugünlerde Merin’i oyalamak hayli zorlaştı. Sürekli biri tarafından, özellikle benim ilgimle meşgul edilmek istiyor. Bacaklarıma yapışıp kıpırdamama engel oluyor. Kucağıma aldığımda yine tahmin olmuyor. Bir türlü memnun edemiyor olmaktan çok yoruluyorum. Yapmam gereken bunca iş varken oturup tüm gün Merin’le oynayamıyorum. Bugün çok daha fazla yorulduğumu hissettim.
Aklıma Harika Haftalar kitabı geldi. Doğumdan önce almış, ilk bir kaç ay gelişim basamaklarını takip etmiştim. Doktorlar genel olarak atak diye bişey olmadığını, bebek eğer huzursuzsa karşılanması gereken bir ihtiyacı olduğunu söyledikçe kitap eskisi kadar ilgimi çekmemişti. Bebeğin huzursuzluğunu atak deyip görmezden gelmeyi ben de uygun bulmuyorum. Ama gelişim ataklarını mantıklı görüyorum. Çocuk geliştirdiği beceriler ve yeni bilişsel yetenekler sebebiyle yeniliklere uyum sağlamaya çalışırken çok daha fazla desteğimize ve şefkatimize ihtiyaç duyabiliyor. Kitapta Merin’in içinde bulunduğu ayların gelişim işaretlerini şaşkınlıkla okudum. Tüm anlatılanlar Merin’i tanımlıyordu. Uykuya geçişte zorluk, istemediği şeyler olduğunda çimdiklemek, anneye aşırı bağlanma, annenin ansızın gözden kaybolabileceğini anlayarak hep göz önünde tutma isteği, bacaklarıma yapışıp kıpırdamama imkan vermemesi, çabuk sıkılması, kıskançlık, iştahsızlık, asla sırtını yere koymak istememesi… bunları okumak sürecin doğallığını görüp daha sabırlı olmamı sağlasa da yorgunluğuma yardımı olmuyor.
Henüz öğlen olmuşken kendimi müthiş yorgun hissediyordum. Multivitamin ve magnezyum destekleri alsam da havanın kavurucu derecede sıcak olması yorgunluğu beşe katlıyor. Ali önce araziye çalışmaya gitti. Tam Merin’i uyutmak üzereyken eve gelip ses yaparak uykusunu açtı. Noterde bir satış işimiz olup bana ihtiyacı olduğunu söyledi. Evrakları hazırlamaya gitti. Bir süre sonra gelmem için beni çağırdığında Merin uyumuştu. “O zaman Merin uyanınca gidip imza at. Her şey hazır.” dediğinde çok sinirlendim. “Hayır gidemem. Merin’le zor durumdayım, yalnızım. Yardım etmediğin gibi bir de üstüme iş yüklemeye çalışıyorsun. Gelip bizi götürmezsen kendim gidemem!” dedim. “Ama bugün son gün Sesin.” dediğinde bunun da benim sorunum olmadığını söyledim. Neden her işini son güne bıraktığını ve bu alışkanlığını değiştirmeye çalışmadığını anlayamıyorum. Merin’le bu kadar zor bir gün geçirirken, bu kadar yorulmuşken, bir de araba yolculuğu yapmaya çalışmayacağım. Bazen haykırmadan kimsenin içinde bulunduğum zor durumu anlayamadığını görüyorum. Ama sinirlenerek yine hata ediyorum. Bunu daha sakin karşılayıp kibarca durumumu anlatıp gidemeyeceğimi, Merin’le araba sürmemin mümkün olmadığını, yardım istediğimi söyleyebilirdim. Hayır diyemiyorum, derken sinirleniyorum, içten içe Ali yardım etmiyor diye kızıyorum. Uygun bir an bulunca öfkem kendini gösteriveriyor.
Merin uyanınca Ali arayıp gitmek için hazır olup olmadığımı sordu. “Aman da benim karım sinirlenmiş mi? Sen bana kızdın mı? Yoruldun mu? Öfkeni benden mi çıkarıyorsun?” diye ortamı yumuşatmaya çalıştı. Evden çıkarken keyfimiz yerindeydi. Noterden sonra çocukları almaya gittik.
Yemek yiyeceğimiz yerde otururken, restoranla aynı yol üstünden gelen çocukları karşıladık. Harika bir gün geçirmişler. Çok mutlulardı. Sonya zorlu yerlerde küçükleri dinlenmeye bırakıp büyüklerle yürüyebileceğini söylemişti. İçimden Serin’in arkada kalmak istemeyeceğini, zorlu yerleri seveceğini düşünmüştüm. Düşündüğüm gibi olmuş. Önce Serin yüksek yerlerde atlamakta tereddüt etmiş ama Sonya’nın cesaretlendirmesiyle atlayıp eğlenmiş. Sonra da küçüklerle kalmak yerine Derinler’in grubuyla zorlu yollarda yürümüş. Gözleri gururla parlıyordu. Derin de kendi rekor atlamasını yapmış. Arkadaş edinmiş. Ailece sohbet ederek keyifle yemek yedik.
Bugün yürüyüşte Derin ve Serin’in okulsuzluğu konuşulmuş. Derin’in arkadaşları inanmayıp Sonya’ya sormuşlar. Sonya okulsuz hayat şeklini savunup “Gayet güzel yaşayıp öğreniyorlar. Keşke her çocuk bu şansa sahip olsa.” demiş. Derin, hayatlarında artık ekran olmadığını, haftada bir film izlediğimizi anlatmış. Arkadaşının biri “Ekransız hayatım olacağına okula giderim, çok daha iyi.” demiş. Alışkanlıklardan vazgeçmeyi düşünmek bile çok zor, tahmin ediyorum. Ekrana büyük çabayla koyduğumuz mesafe eve huzur getirdi. En başından çocuklarımı ekranlardan uzak büyütmek isterdim. Bu hayata öyle alıştım ki, her gün çocukların bişeyler izleyip oynaması, bu çocuğa ekransızlığın garip geldiği gibi bana da tuhaf geliyor. Ne kadar özgür olduğumuzu söylesek de hepimiz bir şeylerin kölesiyiz. Aslında özgür olmak adına çıktığımız okulsuzluk yolculuğunda hala kendimizi özgürleştiremedik. Çoğunu değiştirip kurtulsak da bizi kölesi yapan bir sürü alışkanlıkla yaşamaya devam ediyoruz. Derin’le özgürlük kavramından konuştuk. Arkadaşına, okulun kendisi için asla söz konusu olmadığını söylemiş. Buna sevindim.
Eve varınca çocuklar sürpriz yapıp aldığım suşileri verdim. Çok sevindiler. Derin suşinin üstünde balık yumurtaları bulduğunu söyleyip ağzımı açmamı istedi. Çubukla yumurtanın birini ağzıma koydu. “Tıpkı su baloncuğu gibi anne. Patlatıp tadına bak.” dedi. Defalarca tatmama rağmen bunu hiç fark etmemiştim. Çocukların dünyayı algılama biçimleri sahip olmayı çok istediğim bir beceri. Yetişkin hayatı sıkıcı, çocukluk cehennem. Çocuklarla güzel bağlar kurup sohbet halinde olmak, yetişkin ve çocuk hayatı arasında köprü kuruyor, iki hayatın güzelliklerini karşılıklı yaşamaya alan açıyor gibi hissediyorum. Çocuklu hayat bir çok açıdan enerjimin çoğunu alıp götürse de, hayatımın kalitesini arttırıyor, güzelleştiriyor.
Akşam Merin’le küvette yıkanırken Serin de katıldı. Merin, Serin’i görünce gözleri ışıldıyor. Oynayıp, yıkandık. Bugün diğer günlerden daha yorgun hissedip, Merin’i uyuturken uyuyakalmışım. Uykuya dalıp kalkmamak istiyorum ama aklımda uyursam aksayacağını düşündüğüm bir sürü iş var. Ali’yi arayıp çocuklara yatağa gidene kadar eşlik etmesini ve oda yeterince serinleyince klimanın derecesini yükseltmesini istedim. Uyurken bile çalıştığımı, uyuyakalamadığımı fark ettim. Yine de her zamankinden biraz daha erken uyuyabilmişim. “Ah, Merin bir büyüse, ah bir sonbahar gelse, hava azıcık serinlese…” diye geçiriyorum içimden. Merin büyüyecek, tüm bu yorgunluğu unutup bebekliğini özleyeceğim. Yaz bitip kış gelecek, sıcağı özleyeceğim. Bugünün yaşamak ne kadar zor. Hep bir hayalle, özlemle yaşıyorum. Tüm bu hisler ve düşüncelerle gün bitti.





Yorumlar