Her şeyi kaybettim. Kendimi buldum.
27 Ekim 2026 Salı

Peki nasıl oldu da,
Birden değiştim?
Nasıl oldu da,
Kendimi buldum,
Kendimi sevmeye başladım.
Değiştirebileceğim tek şeyin,
Kendim olduğunu anladım…
Nasıl oldu da,
Mutluluk hep ulaşamadığım yerlerde,
Dışarıdayken,
Tam merkezime konumlandı?
Bunu tam olarak kavradığımı,
Anladığımı söyleyemem.
Bir yolculuğu bitirmiş,
Her şeyi çözmüş değilim.
Hala üstünde çalışıyorum.
Ömrüm boyunca da sürmesini diliyorum.
Ama anlatmaya çalışacağım.
Olmazsa olmazlarla büyüdük.
Her insanın,
Her evin,
Her ailenin,
Her kültürün,
Her ülkenin,
Kendine göre olmazsa olmazları,
Doğruları,
Yanlışları var.
Bizim evde sabahları yüz yıkamak önemliydi.
Kahvaltıda üç dilim ekmek yemem şart koşuluyordu bir dönem.
Kimi çocuk reçelli ekmekle büyütülmüştür,
Kimisi et yiyerek…
Kimine göre çocuğun kitap okuması önemlidir,
Kimine göre ödev yapması.
Seyahat ettikçe,
Kültürler arası farkları gördükçe,
Doğru bildiklerini sordular insan.
Ülkeye, kültüre göre değişir çünkü.
Kimi cenazede güleni ayıplar,
Bir başka kültürde cenazeler gülümseyerek,
Danslarla, şarkılarla kaldırılır.
Mutlak doğru yoktur hayatta.
Ailem ve toplum tarafından,
Üniversiteye gitmek,
Başarının tek yolu gibi gösterilmişti bana.
Çünkü onların döneminde,
Üniversite bilgiye erişmenin,
Alanında uzmanlaşmanın yoluydu gerçekten.
Üniversiteyi kazandım.
Ama o kadar da muhteşem bir yer olmadığını gördüm.
Mutluluğum çok sürmedi.
Hayal kırıklığım arttı.
Yurt dışına gittim.
İşte o zaman muhteşem hissediyordum.
Ama orada da bazı şeylerin beni çok üzdüğünü hatırlıyorum.
Özellikle diğerlerinin yaptıkları beni çok üzebiliyordu.
Yurt dışında yüksek lisans eğitimim devam ederken,
Türkiye’ye geldiğim sırada,
Ali’yle tanıştım.
Nasıl bir mutluluk,
Nasıl bir tam olma hali…
Fakat o da uzun sürmedi.
Aslında tanıştığımız andan itibaren,
Küçük küçük bir sürü hayal kırıklığı yaşadım.
Herkesin yaşayabileceği şeyler…
Geç kalması,
Bazen beklediğim özeni göstermemesi,
Söylediği bir söz,
Kıskandığında yaptığı şeyler,
Bir hareket…
Küçük şeyler…
Çocuğumuz olduğunda,
Hayal kırıklıklarım ciddi şekilde arttı.
Sadece kocamla değil,
İlişki içinde olduğum herkesin,
Davranışları karşısında,
Yaşadığım hayal kırıklığı…
Çocukken öğrendiğim bir hal var,
Çaresizlik…
O zaman çocuktum.
Kendi kararlarımı alacak ve
Uygulayacak bir yetişkin değildim.
Çaresizliğim çok baskındı.
Ama bu çaresizlik duygusu,
Yetişkinlikte de devam etti.
Şimdi anlıyorum.
“Yapamam çünkü artık çocuğumun bana ihtiyacı var.”
“Yapamam çünkü kocam bundan hoşlanmaz.”
“Yapamam çünkü annem benden uzaklaşır.”
“Yapamam çünkü doğru olmaz.”
Öyle çok büyük durumlardan bahsetmiyorum.
Mesela ütü yapmazsam olmaz diyerek,
Seneler geçirdim evliliğimin başında.
Hem de kocam bana,
“Zamanına yazık. Yapma.” dediği halde.
Ütü yapmamı da isteyebilirdi.
İstiyorsam,
Yapabilirdim.
İstemiyorsam,
Yapmaz,
Şefkatle, nazikçe,
Kendimi anlatarak,
Bunu yapmak istemediğimi söyleyebilirdim.
Kocamın bu durum karşısında ne hissedeceği,
Ne yapacağı,
Tamamen onun kararı olurdu.
Ama öyle yapmadım.
Öğrenilmiş çaresizlik,
Sorunlu bir yer.
Ama bildiğim,
Rahat hissettiğim tek yer.
Benden bir şey istenmese bile,
Bu şeyin benden beklendiğini varsayıp,
Onu yaptım.
Sanki yapmamak gibi bir çarem yokmuş gibi yaptım.
Ve sonra öfkelendim.
Çok öfkelendim.
Kocam beni kıskandığında,
Neler yapabileceğini gördüm.
Bu sebeple,
Beni kıskanabileceği tüm durumlardan,
Kendimi uzak tuttum.
Fakat çok öfkelendim.
Sonra ben onu kıskandığımda,
Kocamın yaptıklarından hoşnut olmadığımda,
Bu sefer ben onu cezalandırdım.
Fakat aslında,
Bundan hoşnut olmadım.
Çünkü yanlışa yanlışla cevap verdiğimi,
Sırf beni kısıtladığı için,
Onu kısıtladığımı biliyordum.
“Böyle yapıyorum,
Çünkü O da bana böyle yapıyor.” demek,
Beni hiç mutlu etmedi.
Ama birbirimizi kaybetmemek için,
Sanki sevdiğimiz kişiyi böyle hayatımızda tutabilirmişiz gibi,
Kendimize nedenler üreterek,
Yanlış olduğunu bile bile,
Hastalıklı bir şekilde,
Devam ettik.
Karşımızdakinin tepkileri,
Bizi kendimiz olmaktan,
Spontan olmaktan uzaklaştırdı.
Kendimiz olamadıkça mutsuzluğumuz arttı aslında.
Çaresizlik hissi.
Yapamıyorum.
Yapamam.
Yaparsam,
Kendim olursam,
Surat asar,
Sorun çıkarır,
Beni terk eder,
Beni sevmez.
Kendi çaresizlik hissimden,
Başkalarını sorumlu tuttum.
Halbuki yapamayan,
Karar alamayan bendim.
Kocamın yapacaklarını göze alamadım.
Bir yetişkin gibi,
Doğru bildiğim şeyi yapıp,
Karşımdakinin doğru bildiği şeyi yapmasına,
Katlanamadım.
Surat asmasına dayanamadım.
Beni terk edecek olma düşüncesine dayanamadım.
Benim namussuz bir kadın olduğumu düşünmesine dayanamadım.
Bana bağırmasından,
İnsanların içinde beni küçük düşürmesinden korktum.
Millet ne der?
Hele toplumumuzda,
İdealize edilmiş bir “Namuslu kadın.” Fikri varken.
Kocam bana bunları yapıyor, yaptı,
Eziyet etti demiyorum.
Bunların yaşanabileceğini düşünüp,
Korktum diyorum.
Çoğu gerçekleşmeden,
Sadece gözlerine bakıp,
Mutsuzluğunu,
Memnuniyetsizliğini anlayıp,
Olabilecek olanları hayal ettim.
Hata yapmaktan korktum.
Karşımdakinin kendi duygularının sorumluluğunu almasına izin vermedim.
Karşımdakinin de bir yetişkin olmasına izin vermedim.
Çocuk gibi davranıp, ondan da çocuk gibi davranmasına göz yumdum aslında.
İlişkiler ucuzlatır diyor Gülcan Özer.
Çok seviyorum bu sözü.
“… Ve bunun habis türüne psikanalistler sado-mazoşist sözleşme der.
Beni terk etmediğin sürece bana istediğini yapabilirsin (hatta bana yaptıkların ne kadar kötüyse beni terk edemeyeceğini o kadar iyi bilirim)” der ve sadist de, “Sana ne istersem yaparım çünkü beni asla terk etmeyeceğini ikimiz de biliyoruz (hatta sana ne istersem yapmam asla terk edemeyeceğinin kanıtıdır)” der.
Bildiği varsayılan kişi –bir şeyi hem kavradığı hem de elinde tuttuğu varsayılan kişi– bilmediği varsayılana eziyet eder. Ama bilmek söz konusu olmasaydı mesele ne olurdu? Bu tabloda hiç şüphesiz insanları bir arada tutan ortak tema, bilgi ya da bilgi noksanlığıdır ve belli ölçüde bir zulüm –bilgi varsayımlarından gelen zulüm– olmadığında insanların bir arada duramayacağı ya da aynı şekilde, aynı maksatlar doğrultusunda duramayacağı imasını yaratır.” demiş Adam Phillips Kaçırdıklarımız kitabında. Bu satırları okurken öyle büyük bir heyecan uyanıyor ki içimde, dans etmek, kahkahalar atmak istiyorum. Delirdim sanki. Bunları yazarak duyguma ortak olacak bir kişi arıyorum sanırım.
Kirpi mesafesi demiş Arthur Schopenhauer.
Ne harika bir metafor.
Ne kocamla, ne çocuklarımla,
Ne diğer ilişkilerimde,
Kirpi mesafesini asla koruyamadım.
Çaresizlik hissi.
Kaybetmekten korkma hali.
Hata yapmaktan korkma hali.
Kendime güvenmeme hali.
Kendime dürüst olamama hali.
Kendimi sürekli yargılıyor olmak,
Kendime haksızlık etmek,
Başkalarının memnuniyetsizliğinden,
Mutsuzluğundan kendimi sorumlu tutmak,
Sanki başkalarının mutluluğu,
Bana bağlıymış,
Benim kendimi feda etmeme bağlıymış yanılgısıyla yaşamak.
Kendin olma.
Kendin olmaya güvenemezsin.
Başkalarının beklediği,
Olmanı istedikleri gibi ol.
Ve ardından
Öfke.
Sürekli artan,
Çoğalan,
Nereden geldiğini bilmediğim bir öfke.
Kaybetmeye başlamak zor oldu.
Ama iyi ki olmuş.
Dünyanın altı,
Üstünden çok daha güzelmiş.
Çünkü içimdeki boşluğu,
Giderek artan boşluğu,
Bir şeylere çok sıkı tutunarak doldurmaya çalışmışım.
Bir ev yapalım.
En güzel evi yapalım.
Çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirelim.
En iyi okula gönderelim.
Olmadı,
Okulsuz büyütelim.
Müzik aleti çalmayı bilsinler.
Sanatla ilgilensinler.
Doğayı sevsinler.
Derslerden de geri kalmasınlar.
Sağlıklı olalım.
En sağlıklı biz olalım.
Doğal beslenelim.
Dur olmadı,
Kendi yiyeceğimizi kendimiz üretelim,
Kendi deterjanlarımızı,
Sabunlarımızı,
Şampuanımızı bile ben yaparım.
En doğrusunu yapmalıyım.
Poşet kullanamam.
Bir sürü hayvan beslemeliyim.
Bir yandan zengin olalım.
Bütün kitapları almalıyım.
En büyük kütüphaneyi kurmalıyım.
Evde eğitimin tüm gereklerini kafamda yaratıp,
Hepsini yerine getirmeliyim.
Çocuklarım her oyuncağa sahip olmalılar.
Çok iyi çocuklar.
Her şeyin en iyisini hak ediyorlar.
Birinin bu çocuklarla ilgilenmesi gerek.
Babaları yeterince ilgilenmiyor.
O zaman ben yapmalıyım.
İki katı çalışmalıyım.
Çünkü çocuklarla nasıl ilgilenilir,
Çocuklar neye ihtiyaç duyar,
Ben bilirim.
Her şeyin doğrusunu ben bilirim.
Ben olmazsam dünya durur,
Her şeyi ayakta tutan benim.
Tek yapmam gereken,
Kendimi feda etmek.
Buna değer.
Güzel bir hayat için bir kişi kendini feda etmeli.
Gün keşke 24 saat olmasa…
Keşke uyumasam…
Neler yaparım neler…
Çocuklarım iyi bir ailede büyümeli.
Kocamla tartışmaktan,
Sorunlardan kaçmalıyım.
Çünkü öfkeliyim.
Tartışmayı bilmiyorum.
Ağzımı açsam kavgaya dönüşüyor.
Bağırıyorum,
Haykırıyorum.
Nezaketimi kaybediyorum,
Kendimi kaybediyorum.
Bastırdığım tüm duygular,
Çok daha güçlenmiş olarak ortaya çıkıyor.
Bağırıyorum,
Kırıp döküyorum,
Ağlıyorum,
Utanıyorum,
Pişman oluyorum.
Öfkeliyim.
Utanç içindeyim.
Kirpi mesafesini kaybediyorum.
Özgürlüğümü kaybettim.
Kendimi,
Başkalarının olmamı istediği bir dünyaya,
Hapsettim.
Çok sevdiğim,
Severek inşa ettiğimiz,
Kimse beni buradan çıkaramaz dediğim,
Evimden çıktım.
Ali’yi fiziksel olarak kaybettim.
Dünyanın bir ucuna gitti.
Halbuki 1-2 gün ayrı kalmaya bile dayanamazdık.
Dayanabiliyormuşuz.
Hatta alışabiliyormuşuz ayrı kalmaya.
Uzak olmaya.
Tekrar bağlandığım yeni evimizden uzaklaştım.
Olmazsa olmaz dediğim her şeyden….
Çok sevdiğim
Hayvanlarımdan…
Arazimizden,
Bahçemden…
Toplamanın senelerimi aldığı,
Kitaplarımdan,
Kumaşlarımdan,
Onlarca hobi malzemesinden,
Eğitim materyallerinden,
Giysilerimden…
“Market sabunuyla, şampuanıyla yıkanamam.”
“Market deterjanıyla yıkanmış nevresimde uyuyamam.”
“Nerden geldiği belli olmayan sebze meyve yiyemem.”
“Yoğurtsuz olmaz.”
“Beyaz ekmek zararlı. Ekşi mayalı ekmek yemezsek olmaz.”
“Şu sayıda ve şu kitaplar olmazsa eğitim olmaz.”
“Okulsuzluk ancak şu şartlarda olur.”
“Okulsuzluk en iyi yoldur. Okula gönderemem.”
“Çocuklar ancak benimle en iyi şekilde büyür.”
“Çocuklara babaları bile bakamaz. Güvenemem.”
“Seyahat etmezsem olmaz.”
“Kahve içmezsem olmaz.”
“Alkolü bırakamam.”
“Şu kadar param olmazsa olmaz….”
“Şunu alamazsam olmaz.”
“Şunu olduramazsam olmaz.”
Öyle bir oluyor ki…
Yaşadığımız her hayal kırıklığı,
Her kriz,
Bİze bir şey anlatmaya çalışıyor.
Vücudumuzun bizi hasta edip,
Bize bişeylerin iyi gitmediğini gösterdiği gibi.
Kendim için,
Ailem için,
İhtiyaçlar oluşturmuşum.
Olmazsa olmaz demiş,
Olması için beklemeye başlamışım.
Olmayınca gelen hayal kırıklıkları ile,
Yeni bir kriz içinde buldum kendimi.
Bir çıkış arıyorum.
Kafamda düşünceler var ama yapamam gibi geliyor.
Çaresizlik hissi çok baskın.
Çocuk Sesin’de kalmışım.
“Üç çocukla nasıl yapacaksın?”
“Paran yok.”
“Nereye gideceksin?”
“Çocukların için böyle devam etmen gerek.”
“Bunun için rahatını bozmaya değmez.”
“Evlilik böyle nedenlerle bitirilmez.”
“Dayak yok, küfür yok, ihanet yok. Evliliğini bitirmek için nedenin yok.”
“Olsun. Geçerli sebeplerim var.”
“Bir anlatsam ortalık ayağa kalkar.”
“Kimse çekmez benim çektiklerimi.”
“Neler çekiyorum ben.”
“Bu kadarı yeter.”
“Nelere katlanıyorum…”
“Ama üç çocuklu bir kadının yapacağı şeyler değil…”
Katlanma.
Kim katlanmak istiyor?
Bu hayatın içinde olmayı kim istiyor?
Zorla mı tutuluyorum?
Tehdit mi ediliyorum?
Gidersem ölür müyüm?
Mağdur muyum?
Çaresiz miyim?
Hayır.
Her ne yapıyorsam öyle tercih ettiğim için yapıyorum.
Her nerde duruyorsam, orda durmak istediğim için duruyorum.
Sonra tüm bunlara bir çözüm bulmaya başladım.
Parasız değilim ama parasız kalırsam çalışırım.
41 yaşında nerde çalışırım?
Çalışırım. Nerede olursa olsun.
Ne kadar iş tecrüben var?
Fazla değil ama yaparım.
Yaratıcıyım.
Çalışkanım.
Özgün fikirlerim var.
İyi bir eğitim aldım.
Seneler içinde kendimi bir çok konuda geliştirdim.
Yaparım.
Kendime güveniyorum.
Diyelim ki yapamadım.
Diyelim ki asgari ücretle bir işte çalışıyorum.
Diyelim ki sıfırdan başlayacağım.
Ama özgür olacağım.
Ne istersem onu yapacağım.
Kendi kararlarımı alıp uygulayacağım.
Çocuklar yok.
Evli değilim.
Ailem yok.
Özgürüm.
Bu düşünce öyle güzel,
Öyle iyi geldi ki,
Şu an yazarken bile kalbim pır pır çarpıyor sanki.
Mutluluktan….
Özgürlük….
Kocam beni değil de bir başkasıyla olmayı seçerse,
Mahvolurum diyordum.
Hayır bir başkasıyla olabilir.
Çocukları okula gönderirsem,
Mahvolurum diyordum.
Hayır okula gidebilirler.
Çocukları bırakırsam, babalarına verirsem,
Ölürüm.
Gerçek anlamda ölürüm sanıyordum.
Hayır çocuklara babaları bakabilir.
Hem de çok güzel bakabilir.
Parasız kalırsam, maddi olanaklarımı kaybedersem,
Mutsuz olurum sanıyordum.
Hayır, yine de mutlu olabilirim.
Tek ihtiyacım olan özgürlük.
Bu düşüncelerle bir süre geçirdim.
Güçlendim.
Birden her şeyi yapacak,
Karşılaştığım her durumla baş edecek,
Başıma ne gelirse gelsin mutlu olacak,
Gücü buldum içimde.
Birden mutluluğum koşullara bağlı olmaktan çıktı.
Her şekilde mutlu olacağımı anladım.
Bugüne kadar “Şöyle olursa mutlu olabilirim.” dediğim her şeyi kaybettim.
Bazılarını gerçekten kaybettim,
Bazılarını kaybetmeyi hayal ettim.
Gözden çıkardım.
Blöf yapmadan,
Gerçekten kaybetmiş gibi…
Ve bununla yaşayabileceğimi gördüm.
Tek yapmam gereken kendi ihtiyaçlarıma bakmak…
İhtiyacım olan çok para değil,
İhtiyacım olan mevki değil,
İhtiyacım olan statü değil,
İhtiyacım olan anne olmak değil,
İhtiyacım olan marjinal olmak değil,
İhtiyacım olan evli olmak değil…
Kendim olmak.
Birden her şey netleşti.
Sanki bir sis bulutu her şeyi görmemi engelliyormuş.
Hepsi kalktı.
Görüşüm netleşince anladım.
Kendimi yarattığım kalıplara sokan,
Kendimi o hapishaneye koyan,
Benim.
Bizzat benim.
Kendi kendimi hapsetmişim.
Kimse özgürlüğümü alamaz.
Özgürlük anne olmaktan vazgeçmek değil.
Boşanmak, bekar olmak değil.
İstiyorsam onu da yaparım ama
Bunlar da bir kaçış.
Mutluluğu benliğimin merkezinde bulmadan,
Yaşayacağım ilişkiler değişmeyecek,
Yaşadığım sorunlar değişmeyecek.
Başka bir insan olacak,
Başka bir sorun olacak.
Sadece isimler değişecek.
Ama ben aynı kaldığım sürece,
Mutluluk hep dışarıda,
Koşullara bağlı kalacak.
Sis bulutunu kaldırıp,
Manzaraya bakınca anladım.
Giderek yine birilerini cezalandırmaya çalışıyorum.
Neler başaracağımı kanıtlamak istiyorum.
Kim olduğumu göstermek istiyorum…
Buna ihtiyacım yok.
Tek ihtiyacım kendime odaklanmak.
Yapabildiklerimi düşündükçe kendime inancım arttı.
Sen neler başardın Sesin…
Aileme rağmen başarılı oldum dedin.
Aileme rağmen mutlu bir aile kurdum dedin ama aslında onlarla yaptın.
Seni çok güzel yetiştirdiler.
Yaptıkları hatalar bile sana yol gösterdi.
Seni güçlü kıldı.
Kocama rağmen, kocamın hatalarına,
Umursamazlığına rağmen başardım dedin.
Çocuklarımı tek başıma yetiştirdim dedin.
Ama bu doğru değil.
Beraber yaptınız.
Düştüğünüzde birbirinizin elini tuttunuz.
Destek oldunuz.
Bir takım olarak çalıştınız.
İkinizde elinizde ne varsa,
Elinizden ne geliyorsa,
Ortaya koydunuz.
Çünkü,
En önemlisi,
Ama en önemlisi,
Birbirinizi çok sevdiniz.
Çok seviyorsunuz.
Bu gönül bağı,
Her şeyi çözmeye yeterdi.
Sorunlar konuşulur,
Çözümler bulunurdu.
Kendinden başka kimseyi değiştiremezsin.
Ama gerçek sevgi,
Sadece gerçek sevgi,
İnsanların değişme isteğini harekete geçirir.
Karşındakini çok seviyorsundur.
O da seni çok seviyordur.
Ama kendini sevmezsen,
Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelirsen,
Öfkeli bir insana dönüştüğünde,
Işığın söner.
Rengin solar.
“Her şeyi senin için yapmıştım.” dersin.
“Yapmasaydın.” der.
Umarım der.
“Yapmasaydın.
Keşke önce kendi ihtiyaçlarına bakıp,
Rengarenk yansaydın.
Dans etseydin.
Ben o parlayan insanı sevmiştim.” der.
Kim ister kendinden vazgeçmiş birinin yanında kalmayı?
Kim ister öfkeli birinin yanında olmayı?
Kim ister mutsuz, utanç dolu, çaresizlik içinde biriyle olmalı?
Kim ister kendinden vazgeçip seni kendine borçlu bırakan birini?
Kendimi çaresizlik hissinden kurtardım.
Gücümü topladım.
İstediklerimi başarabileceğime inancım arttı.
Yapamayacaklarımı kabul ettim.
Dünya ben olmasam durur kibirinden kurtuldum.
İnsanların bensiz yapamayacağı fikrinden,
Benim yaptıklarım olmadan yaşayamayacağı düşüncesinden,
Kendimi beğenmiş tavrımdan vazgeçtim.
Sakinleştim.
Özgürleştim.
Hayalini kurduğum özgürlüğe kavuştum.
Her şeyi kaybettim.
Kendimi buldum.
Nasıl güzel bir his…
Nasıl muhteşem bir his…
Artık kontrol etmiyorum.
Dileyen dilediği gibi düşünebilir.
Dilediği gibi yaşayabilir.
Dilediğini yapabilir.
Mutsuz olabilir.
Surat asabilir.
Bağırabilir.
Kıskanabilir.
Hata yapabilir.
Hayır diyebilir.
Şaka yapabilir.
Kahkaha atabilir.
Yapabilir.
Yapmamayı seçebilir.
Kontrol edemem.
Değiştiremem.
Kimsenin beni kontrol etmesine izin vermeyeceğim.
Başkalarının tutumlarına bakıp,
Kendimi şekillendirmeyeceğim.
“Ben böyleyim.”
“Ben böyle düşünüyorum.”
“Ben böyle yapacağım.”
“Ben bunu uygun buluyorum.”
“Ben yanlış yaptığımı düşünmüyorum.”
“Her şeyi açıklamak zorunda değilim.”
“Hata yapabilirim.”
İlişkilerimi kirpi mesafesinde tutacağım.
Çocuklarım benim malım değil.
Kocam benim malım değil.
Önce nezaket.
Kirpi mesafesi.
Kocamı seviyorum.
Çocuklarımı seviyorum.
Hayatımı seviyorum.
Sahip olduğum bu gücü,
Kaçıp kendimi kanıtlamaya çalışarak,
Cezalandırarak değil,
Sahip olduklarımın tadını çıkararak,
Mutlu olarak kullanacağım.
Tek ihtiyacım Sesin’i bulmak,
Sesin olmak.
Mutlu olduğumda,
Eğer herkesin mutlu olması tesadüf olabilir mi?
Mutluyum.
Birden diğer herkes de mutlu oldu sanki.
Kocam mutlu.
Çocuklarım mutlu.
Babam mutlu.
Köpeğim mutlu.
Çalışanım mutlu.
Alışveriş ettiğim esnaf mutlu.
Spor salonunda karşılaştığım insan mutlu.
Bu tesadüf olabilir mi?
Ayşe, Zeynep, Hasan, Mehmet ne düşünür bilmiyorum.
Umursamıyor değilim.
Herkesi umursayacak yerim var.
Şefkatim var artık.
Dinlerim.
Yerim var.
Kalbim genişledi, zihnim genişledi,
Kapıları sonuna kadar açıldı sanki.
Nezaketle dinler, konuşurum.
Ama kimsenin duygularından,
Düşüncelerinden,
Davranışlarından ben sorumlu değilim.
Kendimi başkaları üzerinden tanımlamak istemiyorum.
Başkalarının ne düşündüğü,
Ben istemedikçe,
Beni üzemez,
Beni değiştiremez,
Beni etkileyemez.
Ali’nin bugünlerde çok güldüğüm bir sözü var.
Aslında ben bunu demek istemiyorum ama
O her zaman ki gibi şakaya vurarak şöyle diyor:
“Artık Ali düşünsün.”
Olur. Artık diğerleri düşünsün :))
Sesin Akmaz Duran / 27 Ekim 2026 Salı




Bir gün kendimle tanışmak dileğiyle...