Okula gelmediği bir günün bile telafisi yok!
- sesinakmaz
- 5 Şub 2024
- 4 dakikada okunur
2 Şubat 2024
Bu sabah yine Derin’le uyandık. Kızları uyurken bırakıp aşağı indik. Nelly’yi bu sabah ben gezdirdim. Kamera ya da telsizimiz yok. Merin’in uyanma ihtimaline karşı Derin evde kaldı.



Sırf günde bir kaç kez dışarı çıkmak gerektiği için bile köpek sahibi olmayı seviyorum. Dışarı çıkmak doğal bir antidepresan benim için. Tüm havamı değiştiriyor. Hele sabahın ilk saatleriyse, büyük bir neşe ve enerjiyle dolup taşıyorum.

Eve geldim ve kahvaltılık bişeyler hazırladım. Merin hala uyurken Serin aşağı indi. “Derin beni özledi mi?” dedi. Bazen soruyor bu soruyu. Derin bir kaç kez özlediğini söylemişti, pek sık söylemez. Ama Serin sorduğunda “Özledim.” demesini istiyorum. Derin ise eğer özlemediyse öyle söylemek istemiyor. Ayrıca Derin uyurken Merin’i çok özlediği için, sanırım Serin de özlenmek istiyor. Yalan da olsa bazen bunu sırf Serin’i mutlu etmek için yapmasını istiyorum. Bilemiyorum ama bana böylesi doğru geliyor.
Sonra kontrol etmeye gittiğimde uyandığını fark ettim. Ağlamıyor, etrafa bakınıyordu. Güzel gülüşünü gösterdi beni görünce.

Merin kedilerimize ve köpeğimiz Nelly’ye büyük ilgi gösteriyor bir süredir. Nelly’yle iletişim kurup oynadılar. Nelly Merin’e karşı sevgi doku davranıyor. Nelly böyledir. Sevgi doludur.
Biz oynarken Ali’nin abisi, annesi ve babası geldiler. Yaşlandılar. Çarşıya giderken uğramışlar. Keyif gezileri, ziyaretleri yapamıyorlar artık. Israrla içeri geçmelerini sağladık. Çocuklar ilgiyle dinleyen babaannelerine önemli oyunlarını, eşyalarını gösterdiler, neler yaptıklarını anlattılar. Dedelerine sarıldılar. Kısa da olsa iyi vakit geçirdik.
Merin uyuyunca yürüyüşe gitmek için hazırlandım. O sırada sevdiğim bir arkadaşım aradı. Aslında Merin uyandığı için O uyurken telefon görüşmesi yapamıyorum ama önemlidir diye açtım. Önemliymiş gerçekten. Arkadaşımın 7. sınıfa giden bir çocuğu var. Özel ama geçici bir durumlarından dolayı ikinci dönem okula gitmesini istemiyor. Bu dönemi atlatınca seneye yine okula devam edecek. Devamsızlıktan sınıfta kalmama ihtimali olur mu diye bana sormak için aramış. Ama çocuklarımın sınıf geçip geçmemesi benim için önemli olmadığından bilmiyorum, cevap veremedim. Gidip okul yönetimiyle görüşüp derdini anlatmaya çalışmış. Kesinlikle kabul etmemişler. Özellikle bu sene bakanlık okula gelmeyen çocukların sınıfı geçmesini kabul etmiyormuş, kesin talimat vermiş. Ayrıca arkadaşıma, çocuğunu eve kapatıp okuldan mahrum etmekle en büyük kötülüğü yapacağını söylemişler. Özel durumuyla ilgili mazeretini yeterli bulmamış, bir çocuğun zorluklara katlanması gerektiğini, bunların hayatın gerçeği olduğunu söylemişler. Kaybedeceği bir günün bile telafisi olmadığını, kaybettiklerini kapatamayacaklarını belirtmişler. Çocuğa özel ders aldıracaklarını, basketbol ve sörf derslerine gittiğini, arkadaşları olduğunu söylemişler ama yönetim kesinlikle onaylamamış. Kimse okuldan iyi eğitim veremezmiş. Duyduklarıma inanamadım. Hala okulun ve okulda verilen eğitimin en iyi ve tek olduğuna, okuldan başka hiç bir alternatif olmadığına ve hatta bu sistemin işe yaradığına bu denli inanan insanların varlığını unutmuşum. Çocuklarımızın, sahip olduğu bilgiyi sorgulamayan ve körü körüne savunan, kendinden bu kadar emin bir o kadar da eksik insanların yanında olmasına çok üzgünüm. Çocukların alternatif ya da klasik, hiç bir şekilde eğitilmesi gerektiğine inanmıyorum. Sadece güvenli bir alan oluşturup hayatı paylaşmak gerekiyor. Hatta öğretmek değil, onlardan öğrenmemiz gerekiyor. Her gün onlardan öğrendiklerimin beni nasıl geliştirdiğini, iyi bir insan yaptığını fark ediyorum. Bu bana hiç bir eğitim modelinin veremeyeceği bir zenginlik ve ancak bağlanmayla mümkün.
Arkadaşım için çare arar, telefon görüşmeleri yaparken Merin uyandı ve yürüyüşe gidemedim. Buna gerçekten üzüldüm. Yürümeye başlayalı sadece yedi gün olmuştu ama bana öyle iyi geldi ki, bir gün kaçırmak bana iyi gelen şeyi yapmamanın eksikliğini tüm gün hissetmeme neden oldu. Yine de birine yardım etmeye çalışmış, özellikle okul konusunda konuşmuş olmaktan mutluyum.

Çocuklar Ali’yle çarşıya gitmişlerdi. Gelirken Merin’e aldığımız mama koltuğunu kargodan almışlar. Heyecanla denedik. Bu sayede mutfağı toplamayı, yemek yapabilmeyi umuyorum. Merin de sevmiş görünüyor. Ya sürekli kucağımda ya da benimle göz teması kurmak istiyor. Sanki her şeyin yolunda olup olmadığını bana bakarak anlıyor. Bunu yadırgamıyorum. Bence bir bebeğin hayatı keşfedeceği yer annesinin ya da bir bakım verenin kucağı. Yine de bu koltuk bana günde 10-15 dakika sağlayıp işimi kolaylaştırabilir.

Ali ve Derin yine tarlaya çalışmaya gittiler. Biz kızlar evde kaldık. Hemen Merin’i koltuğuna oturtup Serin’le en sevdikleri sağlıklı dondurmadan yaptık. Bir kaç saat sonra, Merin de uyanınca saatlerdir arazide olan erkeklere sandviç ve kahve yapıp götürmek istedim. O sırada Ali aradı. Kahve sandviç getirmek istediğimi duyunca çok sevindi ama geliyoruz deyince vazgeçtim. Çocuklara uzun zaman sonra, Merin’i yeni koltuğuna oturtup çorba yapabildim. Bayıldılar.



Ali’nin misafirleri geldi. Tekneyle mangal yapmaya gitmek üzere hazırlanmaya başladılar. Hepsi erkek. Derinsiz olmaz deyip O’nu da çağırdılar. Derin, yetişkinlerin “Sensiz olmaz.” demesine çok memnun oluyor. Gözlerinden anlıyorum. Ama gelip “Anne gitmemi ister misin? Bak istemiyorsan, bana ihtiyacın varsa kalabilirim. Gitmeyebilirim.” dedi. Hep böyle yapıyor. Benim için endişeleniyor, yalnız kalıp zorluk yaşamamdan korkuyor. Derin bana çok yardımcı oluyor. Ama ufak tefek ricalar hariç kendi işimi kendim yaparım. Derin’e sırf büyük çocuk olduğu için fazla sorumluluk yüklemek istemem. Fakat bunu görünce bana yardımcı olmak için daha çok çabalıyor. Sanırım gönülden alan çocuk gönülden vermek istiyor.


Serin’le onları uğurlayıp bahçede zaman geçirdik. Evden meyve ve su getireceğimi söyledim. Merin’i bebek arabasına oturtup kısacık bir süre Serin’e bıraktım. Boyu kısa olduğu için arabanın önünü göremiyor. Önüne tümsek çıkınca araba arkaya doğru düştü. Uzaktan gördüm ve kaç adımda yanlarına koştuğumu hatırlamıyorum. On adımlık mesafeyi iki adımda gittim gibi geliyor. Kemeri takılı olduğu için Merin düşmedi ama baş aşağı sallandı. Korkmamış, ağlamadı. Benimse kalbim boğazımda atıyordu sanki. Serin’in de iyi olduğunu görünce sakinleştik. Bir çocuk başka bir çocuğa gözetimsiz bırakılmamalı. Sonra Serin tırmık ve kürekle geldi. Yerleri kazmaya başladı. Ne yaptığını sorunca “Tüm yerleri temizliyorum. Bundan sonra Merin takılmayacak. Böylece düşmez.” dedi. Sanırım “Çocuklarım neden bu kadar iyi.” demeden geçirdiğim tek bir gün yok. Çocuklar en iyi küçük insanlar. Sadece görmek gerekiyor. Merin kucağımda uyuyunca yazılarıma döndüm. Serin de Lingokids oynadı.
Hava karardı, soğudu. Yemek de yok. Çalışanımız İstanbul’a gitti. Şömineyi yakmak için ince odun bulamadım. Ali’yi aradım. Gelmek üzerelermiş. Geldiler ama hala dışarda Ali’nin misafirleri var. Odun getiren olmadı. En sevdiklerimden olan balık pişirip yediler ama bize getirmemişler. Ali’nin durumumu anlamadığını düşünüp üzüldüm. Bazen çaresiz hissediyorum. Sonra kendime kızdım. Kendi kendime “Ne yemek istiyorsan çık dışarı ye. Klimayı aç ısın. Ne bekliyorsun ki?” diye kızdım. Ama zor. Merin sadece kucağımda uyuyabiliyor. Uyanık olduğu zamanlarda da hangi işimi halledeceğimi bilemiyorum. Çocuklarla akşam saatlerinde dışarı çıkıp yemek yemek de kolay değil. Merin’in uykusu geliyor ve huysuzlanıyor. Böyle zamanlarda, özellikle Ali olmadığında çok yalnız hissediyorum. Merin çok küçük. Hepsine yetişemiyorum.
Ali eve balık sipariş edip gitti. Yemek yiyip çocuklarla yattık. Anne zürafa kitabını okuduk. Serin’e okuduklarımı anlayamadığımı söyledim, O’nun anlayıp anlamadığını sordum. Anladığını, hatta bana anlatabileceğini söyledi. Böylece her cümleyi ben okudum, O anlattı. Farkında olmadan okuduğunu anlama çalışması yaptık. Yüzüne büyük bir gülümseme yayıldı, bundan gurur duydu. Bitince “Anne Merin uyuduysa yanıma gelir misin?” dedi. “Kızım bugün çok yorgunum. Kalkamayacağım. El ele tutuşsak?” dedim ve el ele uyuduk.





Yorumlar